28 Nisan 2009 Salı

DALDAN DALA


Bu post-dizisinde çeşitli konular hakkında ki beyin fırtınası tadında ki görüşlerimi dalda dala atlarcasına sizinle paylaşacağım,bakalım ortaya neler çıkacak,şu an bende bilmiyorum,başlasın bakalım...

UYKU:

Daha önce Madde Bağımlısı postlarının birinde yazmıştım bu uyku olayının bana garip geldiğine dair görüşlerimi belirtmiştim,gene belirtiyorum o zaman da garip geliyordu şimdide.Uyku dediğimz olay biraz "İki ucu,boklu değenek" gibi bir şey.Misal az uyusan olmuyor,ee çok uyursan da olmuyor,bunun ortasını uyuyabilenlere ise anne diyoruz,baba diyoruz,dayı diyoruz.Gün içersinde her türlü yaşamsal belirtiyi gösteren insan mevzu bahis uyku olduğunda yarı ölü vaziyette kendisini beklemeye alıyor ve ortalama 8 saat hayatından giden süre sonucu ama dinlenmiş ama dinlenememiş bir halde uyanıyor.Uykunun kafası da en az kendisi kadar ilginç,misal geçen gün rüyamda Real Madrid-Barcelona maçını izliyordum ve Barcelona 7-2 öndeydi,Real Madrid'de daha fazla gol yememek için kalesini gemiyle kaçırsada nafile,Messi yüzerek gemiye ulaşıp golünü atıyordu gene.Rüya dediğin olayın en mantıklıları bu şekilde oluyor,garip bir halü kafası var ama biz uyuduğumuz saatler boyunca bilinçaltımızın çeşitli oyunları ile bunlardan binlerce görüyoruz,bu etkiyi yaratan keyif verici maddeler de var ama onlar vucüda son derece zararlı fakat uyku yararlı,o zaman uykuya bir nevi yararlı uyuşturucu diyebilirmiyiz bence deriz...

KAFALAR:

Uyuşturucu,halü kafası dedik madem ben size en fena kafayı söyleyeyim mi,en fena kafa Bebek kafası.Bildiğin yeni doğmuş,ağlayan,sıçan küçük insanlar var ya onlar.Düşünsenize dünyaya yeni gelmişsiniz ve orda ki herşey sizin için yeni, bunun neticesinde de gördüğünüz her şeye şaşırabiliyorsunuz,gülebiliyorsunuz,ağlayabiliyorsunuz.Bugün yaşlı bir teyze gelip suratınıza doğru çıngırak sallasa sizin için pek anlamlı olmayabilir ve birşey ifade etmeyebilir ama aynı yaşlı teyze çıngırak sallama eylemini bir bebeğe yaptığında bebek keyiften dört köşe oluyor hem şaşırıyor hem gülüyor.Neden çünkü daha önce görmemişki bunları lavuk,bir bebeğin bütün günü şu şekilde geçiyordur tahminen "Aaa adam,aaa kadın,aaa kaşık,aaa televizyon,aaa saç,aaa ışık..."!O yüzden bence illegal madde üretici arkadaşlar bu kafayı sağlayabilen bir madde üretebilirse paraya para demezler.Ya da vazgeçtim bırakalım herkes bebek kafasını bebekken yaşasın...

DENYOLUK:

Peki bebekken yaptıklarımıza ne denebilir.Hepimiz dünyaya yeni geldiğimizden ortamın raconunu bilmediğimiz için mecburen anneye bağımlı bir şekilde yaşamımızı sürdürdük.O zamanlarda yaptığımız bir çok hareket misal acıkınca ağlamak,altına tuvaletini icra etmek,yemeği tükürmek gibi şeyler mental yetersizliğimizden dolayı hoş karşılandı,bu hareketleri şimdi yaparsan tabi ki yadırganırsın ve mental açıdan bir sorunun olup olmadığı sorgulanır.Fakat atıyorum çocukluk da bilinçli yaptığın bir takım denyoca hareketi gençken yapmaya kalkışınca ya ilgi çekmeye çalıştığınız düşünülüp yadırganıyorsunuz ya da çocukluk etmekle itham edilip yargılanıyorsunuz.Çok değil bundan bir 7-8 sene önce düz duvara tırmanmak,sokakta top oynamak,helikopter görünce kızılderililer gibi bağırmak çocukluğun bir getirisi olarak hoş karşılanabiliyor ama bu hareketleri şimdi yaptığınızda büyük tepki görüyorsunuz.Aynı şey gençlik ve orta yaş paralelinde de geçerli.Gençken yaptığınız her türlü çılgın hareket,o yaş grubunun getiridiği kanı kaynayan yapıya bağlanıp kabul görüyor ama bu hareketleri 30 yaşında ya da daha yaşlı iken yaparsanız "Eşşek kadar adam" oldun başlangıcına sahip kınama cümleleriyle karşılaşıyorsunuz,o yüzden burdan yetkililere sesleniyorum lütfen her türlü denyoluk hakkımız engellenmesin...

KISIR-DÖNGÜ:

Bebeklik başlangıç,çocukluk denyoluk,yaşlılık olgunluk dönemleridir insanın.Gençlik dediğimiz şey ise kişinin en hevesli,en üretken olmak istediği dönemleri olup deli-doluluk ve kanı kaynamak gibi mezaci yakıştırmaların yapıldığı dönemdir.Bu dönem kişinin en çok tavsiye aldığı ve gene en çok bu tavisyelere kulak asmadığı dönemdir.Tavsiyeyi veren ise gene bir dönemler gençlik müessesinden yolu geçen olgun insanlar olup,bu dönemde gence verdiği tavsiye konusu hakkında ister çok engin bilgiye sahip olsun,isterse hiç bir fikri olmasın gene de tavsiyesini verir çünkü o yaşlıdır,yaşamıştır.Hem de bu tavsiyeyi veriken "Şimdi sana söylediklerim bir kulağından girip bir kulağından çıkacak ama..." lı dinlenmeyeceğine dair olan sağlamasını da yapmış olmasına rağmen,dedim ya o yaşlıdır gence göre,gençte çocuktur yaşlıya göre,biri anlatır biri dinlemez bu böyle devam eden bir kısır döngüdür yüzyıllar boyu kimsede çıkıp bu duruma dur dememiştir ve demeyecektir...

TEYZELER:

Tavsiye veren kişilere yaşlı diyoruz,kimi zaman annemiz,kimi zaman dayımız,kimi zaman da bir aile dostu oluyorlar,ortak noktaları yılca bizden fazla yaşamış olmaları,genelde seviyoruz kendilerini ama bu yaşlıların bir de fenaları vardır onlara da "Teyzeler" diyoruz.Anne yarısı olmayan bu teyzeler 45 yaştan başlayarak 100 küsürlü yaşlara kadar çıkan temsilcileri vardır.Bu teyzelerin en en en fenası da "Toplu Taşıma Teyzeleri"dir.Her yerde karşımıza çıkan teyzelerin en fena modeli olan 3T Teyzeleri otobüs,minibüs gibi çeşitli toplu taşıma araçlarında karşımıza çıkarlar,sabahın körü denebilecek kadar erken vakittede,gecenin yarısı denebilecek kadar geç bir vakitte de karşımıza çıkması muhtemel olan bu teyzelere yer vermeme gafletine düşen her genç insanı teyzelerin gazabına uğrar.Siz siz olun bir toplu taşıma araçlarının gerçek hakimi olan bu şahsiyetlerin koltuklarına oturma ya da yer vermeme gafletinde bulunmayın yoksa "Şimdi ki gençler" ve "Saygı" kelimelerin bolca geçtiği toplu taşıma halkının üzerinden size gelen kafa şişirici nutukları dinlemek zorunda kalırsınız...

TOPLU TAŞIMA:

Herkesi ve özellikle teyzeleri gideceği güzergaha belli bir ücret karşılığında bırakan toplu taşıma araçlarında teyzelerin manipüle etmediği zamanlarda müthiş bir Kibarlık Zinciri vardır.Herkesin zaman zaman şöförün arkasında ki 3'lü koltuğun en sağında ki koltuğa oturmak suretiyle geçici muavin olduğu minibüslerde ki bahsettiğim kibarlık zinciri biraz otomatiğe bağlanmadan kaynaklanan bir şey olsada ortam içinde ki kibarlık zinciri,geçicide olsa güzeldir.Para uzatırken her yolcunun bir önündekine söylediği cümle sonunda ki "mısınız", edilen teşekkürler,zaman zaman gördüğümüz yer verme hareketleri bahsettiğim Kibarlık Zinciri'nin bir ürünüdür.Hayatında hiç kimseye en ufak bir rica da bile bulunmamış kelli felli adamaları,ortamın getirdiği sürü psikolojisi ile bu Kibarlık Zinciri'ne uyarken görebiliriz.Belki çok içten değil,belki içten içe nefret ediyor insanlar bu kibarlıktan ama sonuçta kimsede kayıtsız kalmıyor,o yüzden güzel şey bu toplu taşıma...

KELLİK:

Kelli felli adamlar dedim de aklımageldi,aslında kellik de çok saçma birşey değilmi.Vücudunun karış karış her sanitemetre karesinde çıkan ve belkide çıkmasını istemediğin tüy topluluğu, bir vucüdun en önemli bölgesi olan başta zamanla yeterli miktarda çıkmayarak dökülmeye başlıyor.Yıllar geçtikçe bir zamanlar devlet arazisi olup,sonradan uydurma yasalarla talana çevrilerek,bütün ağaçları kesilen çorak araziler haline gelen kafa bölgesi,kişiye kel yakıştırılması yapılmasına neden oluyor.Hayır madem çıkmayacaksın her yerde çıkma,eğer çıkacaksanda her yerde çık.Burdan bilim adamalarına,özellikle kel bilim adamlarına sesleniyorum çünkü saçlı bilim adamı iki uğraşır üçüncüde sıkılıp vaz geçer,ama halden anlayan sen kel bilim adamı bul artık şu kelliğin çaresini.Bunu dökülen saçları ve babasının pürüzsüz kafasında geleceğini gören bir gencin yalvarışı olarak görde kurtar şu saçları.Nerdesin bilim bana yardım et,ayrıca alacağın olsun keratin...

BİLİM:

Düşününce kimse bana gelip yok Cern'de ki deney evrenin sırrını çözecek,yok bilmem hangi bilim adamaları DNA kodunu çözmüşler,yok herif kopyalayacaklarmış gibi egzantirik bilimsel şeyler demesin,daha kelliğe çare bulamadılar yıllardır,gidip birde evrenin sırrını mı çözüceklermiş,hadi sizde!Hem allasen evrenin sırrını çözücende ne olucak,sanki evrenin sırrını evinde Yaprak Dökümü'nü izleyen Nejla teyze çokmu anlayacak,mukadderiyat diyip geçicek.Alemin tavşanı sizmisiniz olum,kelliğin çaresini bulunda hem Nejla Teyze'nin hem de benim hayır duamı alın cennette yeriniz garanti olsun...

HEDEFLER:

Cennet konusunu teyzelerle ilişkilendireyim istiyorum şu an.Cennet nedir önce iyi bir dindarın,sonra iyi bir insanın gideceği yerdir.Cennet sabah akşam demeden 5 vakit namazını kılıp,kitaba göre hayatını biçimlendiren insanın bir nevi Öss sınavıdır ve en büyük hedefidir.Hedefler dediğimizde ise her insanın iyi kötü bir hedefi vardır,kimisinin gayesi az önce yazdığım Müslüman insanın gayesi gibi olurken kimisinin en büyük hedefi maddiyata dayalı bir zenginlik iken kimisi de manevi değerler peşinden koşar.Bu önce maneviyatta gönül vererek girilen işlerden biriside Sinema-Televizyon sektörüdür.Bu sanata ilk başta kendini adayan her insanın eminim bu işin okulunu okur iken bir takım hedefleri ve bir hayli hevesi vardır.Peki sorarım size bu hevesi olan genç nasıl oluyorda bir süre sonra sadece Teyzelere hitap eden işlere imza atıyor.Yaprak Dökümü,Binbir Gece,Parmaklıklar Ardında...ve benzer diziler hep teyze dizileridir ve bu dizileri yapan insanların eminim ki hedefledikleri şey sadece teyzelere hitap eden ürünler ortaya koymak değildir,ha dersen ki iş para olayı evet derim,geçinmek için para kazanmaları lazım ama yeterli parayı kazandıklarında da güzel işlerde sunmak lazım ee ortada o da yok nasıl olacak o zaman bu işler.Maskeli Beşler,Çılgın Dersane ve muadili olan Bayram günlerinde 6-7'şerli erkek gruplarına hitap eden filmlere hiç girmiyorum bile ama teyzeler için bu ülkede bu kadar ürün(diziler,sabah programları,yarışma programları) ortaya konulması düşündürücü.Benim hedefim bu konuyu bir şekilde teyzelere bağlayıp yazıyı bitirmekti ve amacıma ulaştım,amaçları olan arkadaşların da bir gün hedeflerine ulaşmasını temenni edip bu ilk Daldan Dala postunu bitiyorum,öpüldünüz...

Hiç yorum yok: