28 Şubat 2010 Pazar

İ.B.B:2 - FENERBAHÇE:1



Takım iyi oynar oynamaz,teknik direktör ve yönetim basiretsizdir olabilir,kimi oyuncular bu takıma yakışmayabilir ve falandır,kıldır,tüydür,yündür lakin bunların hiç biri demek değildir ki bizim hakkımız böyle göz göre göre gasp edilebilir!Geçen sene Antep maçında verilmeyen penaltımızla başlayan bu süreç bugün ki maçta tavan yapmıştır,oysa ki 2008'de Kayserispor'u saçma bir penaltı ile yendiğimiz için birden bire Türk filmlerinde ki "Kötü Fabrikatör" payesi biçilen ve herkesin cephe aldığı bu takım günümüzde Çöpçüler Kralı'nda ki mazlum Apti pozisyonuna sokulmaktadır,yönetimde de amiyane tabirle "tükürdüğünü yalayanlar" olunca bu rol takıma tam olarak uymaktadır.

Ligde bariz bir çifte standart varken,ruhsuz oynayan kimi topçulara sahipken,ben herşeyi bilirimci bir anlayışla yönetilirken her maç kah ekran başında kah stad da yaşadığımız sinir-stres,hayal kırıklıkları ve umutlar boş gibi geliyor.Bu sene hem kendimize,hem hakemlere hem de rakiplere yenildik,şampiyonluk başka baharlara kaldı ama hiç olmazsa başkalarının yediği hakkımızı kendimiz yemeyelim,"düdük astırtmasakta" takımımızı savunalım,çünki kötü oynarken "susma" hakkımızı geçen sene kullandık,birlik felan...

NAZİ KADİR



Size Nazi Kadir'den bahsetmişmiydim!

23 Şubat 2010 Salı

BEATLES

BENZETME SANATI



Geçenlerde Chuck'ın 3. sezonunun ilk bölümünü izlerken bizim Bilica'yı gördüm,Chuck'a sümsüğü basıyordu.Kimdir nedir bu Bilica'ya bu denli benziyen abi diye baktım,isminin Adoni Maropis olduğunu,1963 doğumlu Amerika'lı bir aktör olduğunu gördüm,kendisi sert rollerin adamı,bizim Bilica'da bizzat kendisi sert olduğu için sadece tipleri değil oynadıkları oyunca birbirine benziyor,her ne kadar birinin kart görme şansı diğerinden bir hayli fazla olsada!

TİTREŞİM

Alarm zili ile uyandı,yatağından bir kaç dakika tavana bakarak güne dahil olmaya başladı.Yüzünü yıkamak,traş olmak,giyinmek ve kahvaltı gibi rutin işlerini tamamladıktan sonra işe gitmek için evden çıktı,annesinin "sıkı giyin oğlum..." telkinlerini "He anne he..." diye geçiştirerek dışarı çıktı.Otobüs durağına doğru seyirtirken soğuk havanın ve rüzgarın şiddetini arttırmasıyla annesinin telkinleri şöyle bir aklından geçmedi değil,ince giyinmesine sebep olan şekilciliğinin kendisini hasta edeceğinden korktu,hafif bir titreme başlamıştı ki otobüs durağında her gün aynı saatte otobüs beklediği Üniversiteli olduğunu düşündüğü kızı görünce,titremesi yerini dik ve ileri bakan bir göğüs kafesine,soğuktan bükülmüş dizleri ise yerini kararlı adımlara bıraktı.Gökyüzü yağmura bir hayli göz kırpsa da,5 kiloluk Hobby jöle ile her gün itinayla gökyüzüne doğru diktiği saç telleriyle bereye tenezzül etmeyerek belki de yağmura meydan okuyordu,bu meydan okuma sırasında soğuktan kıpkırmızı kesilmiş kulaklarının ve sinizüte davet çıkaran ıslak kafasının pek bir önemi yoktu,şekil önemliydi bir yerde.Lakin durakta kestiği kızdan,iş yerinde kestiği sekreter kıza kadar,etkileyebilmek için sağlığını riske atarak kendini şekle verdiği kızlardan hiç birinin dikkatini çekememesinin ironik olması,ironinin ne olduğunu bilmediği ve şeklinden vazgeçmeyeceği için umrunda değildi.

Otobüsün gelmesine 5 dakika vardı,durağın dışında paketinden bir sigara çıkarttı ve yaktı,James Dean'den rol çalan bir şekilde içine çektiği sigaranın dumanı dudaklarının "Ü" harfini telaffuz edermişçesine aldığı şekilden sıyrılıp ciğerlerinden dışarıya çıkıyordu ki normalde daima geç gelen otobüsün tam zamanında gelmesi tutunca sigara içme şovu yarım kaldı ve sigarasını söndürerek paketine koydu,zira içtiği yarım dalında hala içilmemiş bir yarımı vardı ve bu yarımı sokağa atmak ziyandı hele ki sigara zamlarının bel büktüğü şu günlerde.Otobüse bindi boş gördüğü ilk koltuğa oturdu,şansına kestiği Üniversiteli olduğunu düşündüğü kızda tam önüne oturdu.Cebinden telefonunu çıkartıp kulaklığını taktı,"Karışık Yabancı" yazan Mp3 dosyasını açıp,camdan dışarıyı izlemeye başladı.Aslına bakarsanız pek müzik dinleyesi yoktu lakin oturuduğu koltuğu kendisinden yaşça büyük bir insana gönüllü gibi gönülsüz tahsis etmeyi istemediğinden kulaklıklarını takarak Üç Maymundan "duymuyor"u,camdan dışarı bakarak "görmüyor"u,bu ikisinin neticesinde de "bilmiyor"u oynuyordu ki 3 Maymun'u oynamak toplu taşıma yolculuğunun temel taşıdır,3 Maymun'u oynamayan kimi yolcular hayatları boyunca sıkışık bir şekilde ayakta yolculuk etmeye mahkumdur ve bilen bilir iş saatlerinde binilen otobüslerin iltica vaadiyle aynı küçük yere doldurulan yüzlerce insanın olduğu kaçakçı teknelerinden farkı yoktur,bu yüzdendir ki 3 Maymun'u oynayanlar otobüslerde daima oturanlardır!Arada ineceği durağı,çokça da önünde ki Üniversiteli olduğunu düşündüğü kıza baktı çaktırmadan,kitapmı ne okuyordu galiba,şöyle bir göz ucuyla baktı ne okuduğuna "Kanka:Babama Mektuplar" yazıyordu kitabın kapağında,o neydi lan öyle "Kanka:Babama Mektuplar".Babasıyla Kanka olan birisimi mektup yazıyordu,ne saçma işti o öyle diye düşünürken Üniversiteli olduğunu düşündüğü kız kitabı çantasına koyarken kitabın gerçek isminin "Kafka:Babama Mektuplar" olduğunu gördü,bir şey düşünmedi.Üniversiteli olduğunu düşündüğü kız inmek için hazırlandığına göre kendisininde ineceği metro durağına gelmek üzere olmalıydılar.Otobüs durağa yanaştı,metro durağında inerken son kez Üniversiteli olduğunu düşündüğü kıza son kez kararlı bir bakış attı,kız oralı bile olmadı içinden "Kim götürüyo lan bunları"acaba diye düşündü,metrodan sonra bir vasıtaya daha binip iş yerine ulaştı.

Patron geldiğinde daha çok çalıştığı,iş arkadaşlarıyla geçen akşam ki maçtaki pozisyonun gol olup olmadığını tartıştığı,sigara molasında kendisi gibi dışarıda sigara içen sekreter kızı kesip karşılık alamadığı,yorucu bir iş gününden sonra daha evine ulaştı.Annesi yemeği hazırlamak üzereydi,yemek olana kadar ben içerdeyim dedi annesine,annesi tamam şimdi hazır olur diye cevap verdi.MSN'e girdi bilgisayarı açar açmaz,görmeyi umduğu kişi henüz orada yoktu,DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Cap nickli iletesine ilave olarak parantez içinde (Aşkım gelince çaldır) ibaresini ekledi ve durumunu dışarıdaya çevirerek yemek yemeye gitti.İlk tabağını henüz bitirmek üzereyken telefonu bir kez çalıp durdu.ekrana baktığında "AŞKIM" ismini görünce,yemeğini hızlı hızlı yiyip masadan kalktı,annesinin bir tabak yemesi yönündeki ısrarını doyduğunu gerekçe göstererek reddetti.Hemen Msn'in başına geçerek telefonda ve Msn'inde sevgilisi olduğuna dair göstergeler olan ve Facebook sayfasında da bu ilişkiyi doğrulayan bir "İlişki Durumuna" sahip olmasına rağmen bu sözde sevgilisiyle internet dışında başka bir platformda yan yana gelememiş olduğu "sevgilisi" ile konuşmak için bilgisayarın başına oturdu,ironiyi hala bilmiyordu ve bilsede umursamazdı.Msn'e geçtiğini belli eden bir titreşim yolladı "sevgilisine" ve yazmaya başladı:

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Nasılsın Prenses?(1 dakika 13 saniye bekledikten sonra)

Carpe Diem Gizem-Cap:DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap size bir titreşim gönderdi

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Aşkitom ordamısın?

Carpe Diem Gizem-Cap:Burdayım canım,babişkomla konuşuyodum da,geldim şimdi nasılsın?

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:İyiyim aşkım,çok yoruldum bugün,işte canımı çıkardılar ama aklıma sen gelince bütün yorgunluğum geçti :)

Carpe Diem Gizem-Cap: :)

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Eee senin günün nasıl geçti canım?

Carpe Diem Gizem-Cap:Nolsun ya okul filan işte,yazılı olduk felan.

Carpe Diem Gizem-Cap:Neyse ben çıkıyorum

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Aaa noldu ki aşkım,niye bu kadar erken çıkıyosun?

Carpe Diem Gizem-Cap:İşim varda,neyse sonra konuşuruz.

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Peki şey nolcak,bu Pazar Sevgililer Gününde nerde buluşacağız?

Carpe Diem Gize-Cap:Galiba o buluşma olmayacak :(

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Ama niye ki,1.5 aydır bunu beklemiyormuyduk,Sevgililer Günü ilk buluşmamız olmayacakmıydı?

Carpe Diem Gizem-Cap:Ya benim gerçekten çıkmam lazım,sonra konuşuruz canım öptüm

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap: ?????

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Ordamısın Gizem?

5 dakika sonra

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap:Gizem ?

DaNgErOuS_BOY 666-Cap Ou Pas Cap: Carpe Diem Gizem-Cap adlı kullanıcı çevrim dışı,çevrimdışıyken titreşim yollayamazsınız

Bilgisayardan kalktı olan bitene bir anlam vermeye çalıştı,sonra tekrar oturup Facebook'a baktı,orda da çevrim dışımı diye,Facebook'ta da yoktu.Bir saat boyunca Msn'de çaresiz gözlerle "sevgilisi"nin çevrim içi olmasını bekledi,lakin bu bekleyiş nafileydi ne gelen vardı ne giden.Tam umudunu kesmişti ki,mail adresine "sevgilisi"nden bir mail geldi.Mail açtı ve okumaya başladı,sevgilinden gelen mailde şunlar yazıyordu:

"Ummm nerden basliim bilmiorum ki... Gercekten zor bi durum benim icin. yani nasi acikliim ki bunu.
Ama soylemem gerek ki hergecen gun senin icin daha da bi umut benim icinde sonunda hic tasiamicaim
bi sorumluluk haline gelio. Benim solemek istedim sey yani tamam seni seviorum ama bi sevgili annaminda diil
bu sevgim =/ Umarim sana hic umut vermedim. eger olduysada ozur dilerim. poff yani seninle hep gorusmek isterim cunku senne zaman gecirmek eglenceli oluyo yani guzel oluyo. beraber olamicaimiz gorusmiceimz annamina gelmio.tabikide su durumdan sora benne ne derece gorusmek istersin bilmiorum ama...
heamm ayrica hic bi zaman arayip sorduunda yada gorustuumuzde sikmadin beni. sanirm herseyi bilmeye hakkin var. birisiyle cikmaya basladim ben ama bekliodum uzun bi zamandir.yani seninle gorustum biliorum ama aklimda hic bisi yoktu yane baslariz gibilerinden... umarim beni annayabilirsin. bana kizma lutfen. seninle seni sevgili baglaminda sevmediim surece beraber olsaydim sanrim herikimizide kandirio olucaktim ki isler esas ozmn cirkinlesirdi dimi =/? yani daha yolun basindayken bu tarz bi aciklama yapmam ii olur die dusundum.beLkide hataliydim biras daha erken uyarabilirdim seni ama ozmn da hani bu kiz bunnari nerden cikardi die dusunursun die de bise diemedim... eger sana gercekten umit verdiysem gercekten gercekten ozur dilerim ki seni kirmayi asla istemem biliosun
cunku sana gercekten deger veriorum. poff affet beni ya suc islemis gibi hissediorum gercekten ! hislerine dusuncelerine kesinlikle saygi duyuyorum ama anna iste bende baskasindan hoslaniorum =(
yani buna ragmen beraber olsaydik olmazdi dimi =( istediin herzaman arayabilirsin. ben ve sen musait oldukca gorusebiliriz ama bundan ilerisi olamaz sanirm =/ gercekten affet beni keski elimden biseyler gelse iste ama olmuo =/ ole iste =/ sana karsi bisiler az bucukta olsa hissetim belki bunu hissettirdim sanada ama ... kirilmani istemiorum. ya ole iste baska ne diyim =( benim icin yeterince zor oldu zaten bu kadar cumleyi ve dusuncei bi araya toplamak =/ tekrardan kirdiysam ozur dilerim..."


Okumayı bitirdiğinde ekrana dolmuş gözlerle uzun uzun baktı,neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu,olanları anlamlandırmaya çalışıyordu,yazıyı tekrar tekrar okuyordu ama "sevgilisi"nin artık "sevgilisi" olmadığı gerçeğini bir türlü kabullenemiyordu.Son çare olarak artık "sevgilisi" olmayan "sevgilisi"ne bir kaç mesaj attı,cevap gelmedi.Yazıyı okuduğu an karnında hissetiği ve boğazına kadar ulaşan yanma duygusu,umutsuzca atılan her mesajdan sonra artıyordu.Son çarelerini tüketmesine rağmen msn'e Facebook'a umutsuzca tekrar ve tekrar baktı,aldığı mailden yaklaşık 2.5 saat sonra bir zamanlar kendisinin olduğu ilişki durumu yerinde şimdi adı "Arkın" olan başka bir adamın resmini görünce son darbeyi yemiş oldu ve artık kendini tutmayarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.Gece boyunca süren ağlamasına sadece sigara içmek için balkona çıkıp yaşlı gözlerle uzun uzun karşı evin duvarını izlediği anlarda ara veriyordu,evlerinin 2. katta olması ve en fazla Malatya'lıların evinin duvarını görmesi,bu dramatik anla örtüşen duyguyu veren puslu ve dolunaylı gece manzarasını görememesi ne onun ne de karşıya apartman diken Malatya'lıların suçuydu,oturdukları mahalle bir gecekondu mahallesiydi ve burada manzara kaygısı,ev sahibi olup kira ödememe kaygısının yanına bile yaklaşamazdı.

Aradan haftalar geçti,hala bu durumu kabul edememesine karşın elinden gelen hiçbirşey olmadığından olucak ister istemez kabullenme aşamasına doğru gidiyordu.İlk bir kaç gün neredeyse hiç yiyemediği yemek yeme işlemine annesinin çokça ısrarı üzerine başlamıştı ve son günlerde eski iştahını kazanmıştı ama hala içinde canını acıtan bu terkedilme ve teknik olarak aldatılma durumunu birilerine anlatması lazımdı,bir haftasonu mahalleden kankası Murat ile içmeye gittiler,iki kadeh 50'lik Bira içtikten sonra Murat'a "Abi kızla ayrıldık" diye cümlesine başladı ve olan biteni anlattı,Murat içten içe "Ulan ne zaman birleştinizde,şimdi ayrıldınız" diye geçirmesine rağmen arkadaşını teselli etmek için dünyanın geçmişten beri en klişe avutma cümlesi olan "Boşver abi senden iyisini mi bulacak!"ı kullandı,işe yaradı.Gece sonunda ikiside sarhoş oldu,sarhoş kafayla mesaj attı,gene karşılık alamadı ve kustu.O geceden bu yana 3 ay geçti,zaman zaman Facebook'ta artık "eski sevgilisi" olan kız ve yeni sevgilisi "Arkın"ın birlikte çektirdikleri resimlere bakıp hüzünlendiği,cep telefonunda "AŞKIM" yazan numarayı çevirip çevirmeme arasında kaldığı bir 3 ay ama neredeyse yaşananları unutmak üzere.Şimdi Üniversiteli olduğunu düşündüğü kızın Msn'ini bulmaya çalışıyor.

BOOM

FENERBAHÇE:2-BURSASPOR:3



Neydi bizi biz yapan,neydi bize yakışan...

Rüştü'nün yumruklandığı o talihsiz gün bir milattı,"Fenerbahçe forması giyen her oyuncusuyu şartsız koşulsuz destelemek" sloganına atılmış bir dayaktı aslında o.2001'de takım,camia ve taraftar tek vücut olarak "Hep destek,tam destek" dedi ve çokça bu anlayış şampiyonluğu getirdi.3-0 geriden gelip kazanılan efsane bir Antep galibiyeti sezonun unutulmazları kontenjanından yıllar sonra hafızamızda yer buldu.6. oldu bu takım fekat o 6.lıkta bile 30.000 kişiye oynadı,o 6.'cılık Tuncay'ı çıkardı,Tuncay şampiyonlukları getirdi.Gerçi 6.cılığın akabinde Selçuk ıslıklandı,hala Fenerbahçe forması altında mücadele eden Selçuk.Derken bir milat daha gerçekleşti,Alex'i ıslıkladı bu taraftar,kaptan Alex'i,tıpkı kaptan Ümit'i,Tuncay'ı ıslıkladığı gibi.Samandıra'ya gidip Kezman'a "Are you player..." deme yüzsüzlüğünü kendisinde hak görenler oldu...

Biz artık biz değildik haliyle bize yakışanı bilemedik...

Guiza'ya olan sevgimi(!) bu blogda çokça dile getirip anlattım,futbolculuğunu daha doğrusu forvetliğini tasvip etmediğimizi defalarca tekrarladık lakin dün gece yaşananlar Fenerbahçe adına 3 puandan çok çok fazlasına malolmuştur.Bir oyuncu kaybedilmiştir adı Guiza olan,kendi kıçını kurtarmak için tribündeki binlerce teknik direktörcüğün isteğini geri çevirmeyen bir teknik direktöre olan güven yitirilmiştir,takımın özgüveni sekteye uğramıştır ve en acısı yönetim,teknik direktör,oyunculardan sonra Fenerbahçe'nin son kalesi taraftar da düşmüştür dün gece.Bir oyuncu binlerce gol kaçırıp bizi ağlatabilir,ama binlerce taraftar bir oyuncuyu kaçırdığı gollere yüzünden ağlatıyorsa tüm camia artık dönülmez bir yola girmiş demektir...

Biz kimiz,bize yakışan nedir...


Şampiyonluklar kaybedilir,maçlar 2-0'dan değil 3-0'dan bile verilir,goller kaçabilir ama desteğin olmadığı yerde geriye kalan herşey teferruattan ibarettir.Biz Fenerbahçe'yiz ve bize yakışan takımı şartsız,koşulsuz sevmek ve desteklemektir,bunu yitirdiğimiz gün zaten Fenerbahçe'liliğimizi yitiririz.Her çektirdiği zulümden sonra bize "Bu oyunu ve bu takımı hayatımın bu kadar odak noktası yapmayacağım,boşuna üzülmeyeceğim" dediğimiz ama her seferinde kendimize verdiğimiz sözleri bir kenara atıp tekrar tekrar acısını çektiğimiz takımı şimdi daha bir desteklemeliyiz,ağlattığımız oyuncuyu golleri kaçırmaya devam etsede desteklemeliyiz,belki bu desteklerin sonunda şampiyonluklar şimdi gelmeyecek ama bir gün mutlaka gelecek,gelmesede gelecek.Yaşattığı iyi günlerin hatrına,yaşadığımız yüzlerce kötü gününün hatrına "Cefakar Fenerbahçe Taraftarı" söylemini anlamlı kılmak için bu takımı destekleyelim,golleri kaçırmaya devam etsede Guiza'sından Deniz'ine,Bilica'sından,Vederson'una belkide bazılarımızın Fenerbahçe forması giymeye layık görmediğimiz bütün futbolcularımız destekleyelim,onlara olan desteğimiz Armaya olan sevgimiz,gerçek olanda zaten Arma değilmi!

Sorun forvetin ayağının köşesinde,sorun yönetimin dikta anlayaşında,sorun teknik direktörün puslu beyninde,sorun taraftarın iki dudağının arasında ama bütün çözümler kalbimizde,Çubuklu'ya olan inancımızda,şimdi Çubuklu zamanı değilse ne zaman,şimdi destek zamanı değilse ne zaman.

...Saygılarımla kalbi Fenerbahçe için atan milyonlarcasından sadece birisi!

Fotograf:Blog İdman Yurdu

22 Şubat 2010 Pazartesi

THE CRIPPLE



Ben Genç Kör Bir Dilenciyim,
Sokak Sokak Gezerim...


VOLTRAN-ADAM VOORHES

21 Şubat 2010 Pazar

ŞAMPİYON FENERBAHÇE













FENERBAHÇE:72-MERSİN B.Ş.B:68

Dile kolay 42 sene,ortalama bir Baba,en kötü bir dayı ömründen sonra Türkiye Kupası nihayet bizim.Büyük süprizlerle,büyük direnç göstererek finale kadar gelen rakibimiz Mersin B.Ş.B bügün gene çok iyi bir direnç göstererek,final çeyreğine kadar kafa kafa oynadı,bir ara Greer'in şahsi oyununun bizi yakacağını düşündümsede devereye giren ve finalin en değerli oyuncusu seçilen Kinsey işi bitirdi.Zor ve güçlü rakipleri yenerek finale kadar gelen Kupanin ilk ve son sahibi takımımla gurur duyuyorum,Mersin'li oyuncuları ve taraftarlarıda destek ve mücadelelerinden dolayı tebrik ediyorum.Fekat durmak yok yola devam,kupadan sonra Lig Şampiyonluğunuda bekleriz,gelmezse darılırız!

20 Şubat 2010 Cumartesi

ALIEN WEARS NIKE



Yeni ayakkabılarınla adam yemeyesin ha

KOLEJ TAKIMI HAVASI YASAKLANDI

Yıllar önce Beşiktaş'ın Metin,Ali,Feyyaz'lı kadrosundan beri birlik ve beraberlik içindeki başarılı dönemler geçiren takımları tarif etmek için kullanılan Kolej Takımı Havası yasaklandı...

Kolej Takımları Federasyonu Başkanı Arınç Babadanzengin önderliğinde bir grupun federasyona yaptığı şikayette özellikle Fenerbahçe'li Selçuk,Galatasaray'lı Sabri ve Beşiktaş'lı İbrahim Üzülmez'i kastederek "İçlerinde lise mezunu bile olduğundan şüphelendiğimiz 3 büyük takım oyuncularının dönem dönem çıkıp Kolej Takımı havası yakaladık diye bit bit ötmelerini tasvip etmiyoruz..." dedi ve ekledi "Kolej takımı olmak o kadar kolaymı lan,babalarımız yıllığına 20'şer bin dolar saydı zamanında,sen gel düz liseden mezun ol kolejliyim diye geçin oh ne ala" dedi ve hızını alamayıp ekleme manyağı olan Arınç Babadanzengin "Bundan sonra lise diplomalarını görücem,Kolej Takımıyız diye geçinen bütün takımların oyuncuları getirecekler o diplomayı,Federasyonda akıllı olsun" diyerek hem takımlara hem de Federasyona göz dağı verdi.

Bu açıklamaya çok içerlenen Selçuk Şahin'in önderliğinde Sabri ve İbrahim'inde katıldığı bir basın toplantısı düzenleyen oyunculardan Selçuk tam "Biz çok fakirdik,bir defteri 23 kardeşimle beraber kullanırdık,ne olmuş Kolej takımı denmişse,fakiriz diye kolej takımlığını çokmu görüyorlar" diye ajite bir konuşma yaparken,sağ tarafında oturan Sabri'nin Lig Tv mikrofonunu pantolonuna sokup dans ettiğini görünce birden kendini tutamayıp gülmeye başlayınca bütün ciddiyet kayboldu,Selçuk'un güldüğünü gören İbrahim Üzülmez "S.ktir edin Kolej Takımını,zaten ben futbolcu olmasan çaycı olacaktım lan..." diyerek montundan cebinde dünden kalmış çekirdekleri çitlemeye başladı,Sabri "Ver bir avuç" diyerek kendisine katıldı.

Oyuncuların bu gayriciddi basın toplantısını gören Federasyon yetkilileri Arınç Babadanzengin'in arkasınında sağlam olmasından tırsarak "Kolej Takımı Havası" ibaresini kaldırarak "Düz Lise Mezunu Takı Havası" ya da "Lise Terk Takım Havasına" çevirdi.

EN PAHALI ÇİZGİ ROMANLAR

Çizgi roman kültürünün Amerika'da ne denli gelişmiş olduğunu ve çizgi roman pazarında(gel abla gel,Spiderman'in iyisi burda)dünyanın en büyüğü olduğunu biliyoruz.Şimdi bu denli gelişmiş bir çizgi roman kültürüne sahip bu Amerika'lılarda aynı ölçüde gelişmiş bir de arşivçilik mevzusu var,yayın hayatı henüz 1 seneyi bile doldurmamış bazı çizgi romanların ilk sayılarının fiyatı bir kaç bin dolarlara kadar bile şıçrıyorken köklü karakterlerin 1930'lara dayanan ilk sayılarının(ya da ilk okuyucu karşısına çıktığı) değerini siz düşünün demiycem zaten postun konusu en pahalı 6 çizgi romanın ilk sayılarının çıkış fiyatları ve şimdiki değerleri:

1- 1 & 2. ACTION COMICS # 1 (Haziran 1938) and Superman #1 (1939)



1. sırada Süperman'in ilk görücüye çıktığı Action Comics'in ilk sayısı yer alıy0r,çıkış tarihi olan 1938'de 10 Cent'e piyasaya sürülen bu derginin bugün ki değeri tam tamına 350.000 Dolar.

Ayrıca gene Süperman'in kendi çizgi roman serisinin ilk sayısı,1939'da 10 Cent iken bugün 210.000 dolar beyfendi!

ALICI:Adammı s.kiyosunuz lan!
SATICI:Valla bize gelişi öyle beyefendi...
ALICI:Az aşşağıda Eminönü'nde 71 yıl önce 10 Cent lan!
SATICI:Git ordan al kardeşim o zaman,halla halla çattık ya!

2 - DETECTIVE COMICS # 27 (Mayıs 1939)



2. sırayı bir ilk sayı değil ama Batman'in ilk ortaya çıktığı dergi olması ile bir nevi ilk sayı değeri kazanan DC Comics'in Mayıs 1939'da ki 27. sayısı alıyor.Çıkış fiyatı 10 Cent olan bu sayı günümüzde 300.000 dolara ulaşmış durumda.

3-MARVEL COMICS #1 (Ekim 1939)



3. sırada Örümcek Adam'ından Hulk'una,X-Men'inden Ironman'ine bilimum efsaneleşmiş süper kahranı aynı çatı altında piyasaya sunan Marvel Comics'in ilk sayısı var.Gene ilk iki sıradaki dergiler gibi 10 Cent'lik satış fiyatı ile piyasaya çıkan çizgi roman bugün 250.000 dolar.

4- BATMAN #1 (1940)



4. sırada Batman'in çizgi roman olarak tek başına,kahramanlık müessesesinde ise Robin ile güçleri birleştirerek "Bir elin nesi var..." felsefesini benimsediği 1940 yılına ait,10 Cent'lik satış fiyatıyla piyasaya sunulan 1. sayısı ile karşı karşıyayız.Bugün 100.000 dolarlık fiyatıyla can yakan Batman'i Gotham semalarında süzülürken görmekteyiz,tabi o zamanlar serserilik oranı az olduğu için Batman'in yüzü gülüyor ama bugün öyle mi,bugün öyle mi,ne varsa eskide var,yaa yaa.

5-ALL AMERICAN COMICS #16 (Temmuz 1940)



5. sırada çıkış fiyatı 10 Cent olup bugün 115.000 dolara ulaşan,Green Lantern'in ilk kez gözüktüğü All American Comics'in 15. sayısı yer alıyor.

6- AMAZING FANTASY # 15 (Ağustos 1962)



6. sırada zamanının Amerikan'ların tabiriyle ilk teen-ager süper kahramanı olan Spiderman'in ilk kez gözüktüğü sayı olan Amazing Fantasy'nin 15. sayısı var.1962 yılında 12 Cent'ten satılan bu mecmua bugün 42.000 dolara ulaşmış durumda ama bence az,ayıp lan Örümceğe insan hatır için en azından 50.000'e tamamlayıp rakamı yuvarlar.

ONCE



Nicedir arşivde kuzu gibi yaratdı bu film,hep ha şimdi izleyedim,ha şimdi izleyeceğim derken sene 2010 oldu,filmin yapım tarihi ise 2006,arada kaç sene var 4,bu filmi kaç günde çekmişler 17,peki baş rol oyuncusu kız film çekildiğinde kaç yaşındaydı 19,bu sayıların hepsini topladığımızda 40 yapar ve işte Mhp'nin 40.yıldönümü(gülen kafa)!

Neyse zevzekliği bir kenara atarsak filmi nihayet dün izledim ve bayıldım.Yönetmen John Carney'nin yazıp yönettiği ve amatör oyuncuları oynattığı film müzikleri ile öne çıkıyorki zaten müzikal olmayan bir müzik filmi olarak nitelendirebiliriz.Glen Hansard'ın bir sokak müzisyenini,Marketa Irlova'nınsa bir temizlikçiyi canlardırdığı film,ikilinin yollarının kesişmesi ve ortak paye olan müzik ekseninde şekillenmesini konu alıyor.Filmdeki bütün müzik performansları oyuncuların kendilerine ait,aynı zamanda baş roldeki karakterlerin adlarının film boyunca hiç geçmemesi ilginç bir ayrıntı olarak yer alıyor.Oyunculuklar çok doğal,şarkılar zaten şahaneki zaten en iyi Orjinal Müzik Oscar'ını götürdü bu küçük bütçeli yapım.

Bir müzik filmi Once,aşkın arabeske kaçan klişe ajıstasyonlarına girmeyen bir sevgi filmi,izlemediyseniz izleyin izlettirin diyorum,daha da başka bir şey demiyorum.

RINGO



Oralardan iyi vurur mu?

18 Şubat 2010 Perşembe

LILLE:2-FENERBAHÇE:1



ÇİLEMSE ÇEKERİM

Guiza olaki bir şey çıkar umuduyla giyilen temiz iç çamaşırı
Guiza sözlüde sıra sana gelmek üzereyken çalmasına dakikalar kalan tenefüs zili
Guiza üstünde eski fiyatı kalmış ayakkabı

ama

Guiza ekmek çıkmayan
Guiza bir türlü çalmayan
Guiza kasada gerçek fiyatı çıkan

Guiza son ana kadar gelen umut ama son anda gerçekleşen hayal kırıklığı
mutsuz son


LILLE:2-FENERBAHÇE:1





Türk futbolun Avrupa arenasındaki mücadelesi gerek kulüp,gerekse milli takımlar düzeyindeki maçlarda ezelden beri Türk spikerlerin "Yapma..." şeklinde cümleler kurmasına vesile olmuştur.İsimler ve takımlar günümüze kadar olan süreçte hep değişime uğrasada spikerin yapılmamasını istediği büyük hatalar sekteye uğramamıştır.Bugün ki maçta bu hatalardan biri olan bir önceki maçta "klasını" gösteren Volkan'ın daha ne oluyoruz diyemeden Florent Balmont'un saçma şut bile sayılmayacak vuruşuna engel olamaması Lille 1-0 öne geçirdi.Volkan'ın yediği gol ile başlayan ilk 13 dakikada 3 hayati hata yaptığının altını çizelim.Yenilen golün şokunu bilmem ama Lille kalecisi Volkan'ın yediği golden etkilenmiş olsa gerek ceza sahası içinde yanlış yer aldı,bu yanlışı gören süpriz bir isim Vederson füzeyi çakınca daha maçın gelişme ve sonucuna geçilmeden durum 1-1 oldu ki,bu skor ikinci maç öncesi büyük avantajdı ve kim bilir atılacak ikinci gol tur müjdecisi olabilirdi fakat işler birden ters gitmeye başladı.Lugano'nun 10. dakikada oyundan çıkması Fenerbahçe için maç içersine oluşacak kötü haberlerin ilkiydi ve hala gelişme ve sonuca gelmemiştik.1-1 lik skordan sora Lille ataklarını 19 yaşındaki genç BelçikalHazard'ın etkinliğinde Fenerbahçe'nin sağını zorlayarak geliştimeye başladı.Fenerbahçe Lille'in baskısının sürdüğü yaklaşık 20 dakikalık bölümü defans oyuncularının uzaklaştırdığı toplarla savuşturmaya çalıştıki bu toplar duvardan döner gibi anında bizim ceza sahamıza geri döndüler çünkü Lille gibi fizik gücü üstün ve hızlı takımlara karşı ileride sırtı dönük top tutanbilen ve takımını oyuna katan bir forvet lazım,Guiza da aldığı topları anında ezdiği için Lille'li oyuncular Guiza'nın ezdiği bütün topları hemen orta saha oyuncularına kazandırdı.Ve derken maçın ilk kırılma anı Lille'in top yekün bizim yarı sahamızda olduğu anda gerçekleştirdi,dafansımızdan dönen topu Mavuba'dan kurtaran Alex'in pasında Guiza kaleci ile karşı karşıya kaldı,bu dakikada girizgahta yazdığım umut duygusu Guiza'nın Alex'e küfür gibi pasında öldü.Bu oyuncunun ilk yarı gene Alex'in pasında kaleciyi nişanlaması şaşırılmayacak sıradanlıktı.İlk yarı kontrollü oyunla 1-1 berabere bitti.



İkinci yarı oyun Fenerbahçe'nin kontrolünde ve istediği tempoda geçiyordu ki,maçın ikinci kırılma anı gene spikerin "Yapma..." cümlesi dudaklarından dökülürken Deniz çoktan yapmıştı ve maçın gelişme dakikalarında Frau, Deniz'in ikramını çevirmedi ve durumu 2-1'e getirerek zihinlerde 2008'de Edu'nun Krasic'e attırdığı golü canlandırdı,o gün Edu'nun "yapmaması" gereken şeyi yaptı.Skor 2-1'e geldikten sonra Fenerbahçe oyunu pasif kontrol eden taraftı,evet top bizdeydi ama orta sahayı geçtikten sonra hiçbir şey üretemedik,kanatlara inemedik,şut çekemedik.Lille'in bizim pasifliğimizde birşey üretebildiğini söylemek zor,girdikleri kontraları berbat kullandılar.Mehmet Topuz'un oyuna dahil olması takıma birazcık kıpırdatsada,ileri gönderilen toplar Guiza'dan aynen geri geldiği için pozisyona nerdeyse hiç girmedik,nerdeyse diyorum ama Alex gene yaptı sihirini,Guiza'yı gene kaleciyle karşı karşıya bıraktı ama Guiza,artık ciddi ciddi casus olduğunu düşündüğüm Guiza golcülüğünü değil nişancılığını konuşturunca beraberlik şansı gene kalecinin elleri arasında kaldı.Geriye kalan 10 dakikada iki takımda skora razı bir şekilde oyununu sürdürdü,Daum inatla Semih'i oyuna almadı,onun yerine Alex'i oyundan çıkarıp Selçuk'u alarak 2-1'e razı olduğunu gösterdi ve maçta zaten bu skorla bitti...



Kazanabileceğimiz maçı Guiza,Deniz,Daum ve Volkan'ın büyük gayretleriyle 2-1 kaybettik,aslında bu isimlerin arasına oyuna katkısı 0 olan Baroni'yi de eklemek lazım.Günün iyileri Bilica,Emre,Alex ve takımı 90 dakika mükemmel destekleyerek deplasmanda yanlız bırakmayan taraftardı.Türkiye'ye tur için avantajlı gibi gözüken bir skorla dönüyoruz ama benim tura olan inancım yok denecek kadar az,bu kadar çapsız oyuncu ve küçük düşünen bir hocanın olduğu bir ortamda buna inanmam Polyanna'cılık oynamaktan fazlası değil ne yazık ki.Anamızın ligine dönmemize 90 dakika kaldı,gönül isterki Fenerbahçe Lille burda eze eze bu lafları bana yedirsin ama gerçekçilik günümüz modern dünyasının öenmli bir kuralı.Ve son bir cümlede,Guiza'yı bu takıma kazandıran ve Semih oynatmayanlara,bu oyunucun takıma kazndırılmasında emeği geçen malzemecisinden,yöneticisine herkese...

GUUS


Yılmaz Vural saygı duysun duymasın,Hıncal Uluç korkak desin demesin,bundan daha iyi bir isim Milli Takımın başına geçirilemez heralde,sizi bilmem ama benim için artık Milli aralar angarya olmaktan çıktı,bekle bizi 2012 biz geliyoruz felan bir yerde!

15 Şubat 2010 Pazartesi

T-SHIRT WAR





Bildiğin manyaklık ama güzel bir manyaklık...

14 Şubat 2010 Pazar

MANİSASPOR:2-FENERBAHÇE:2


Fenerbahçe'lilik zor zanaat arkadaşlar,evet zanaat çünkü Fenerbahçe'li olmak yıllar isteyen beceri,ustalık ve sabır ister.Özellikle sabırı bolca ister ve "rahat" Fenerbahçe'lilere uzak bir kelimedir.Kötü oynarsın kazanamazsın,iyi oynarsın gene kazanamazsın,çok gol pozisyonuna girersin atamazsın,az girersin gene atamazsın,pozisyon olmayan yerden gol yersin,pozisyon olan yerden zaten es geçmezsin,puan farkını asla açmazsın,sene sonunda dağıtılan puanları fenerle ararsın felan,yani sözün özü Fenerbahçe'li olmak bile bile acı çekmektir bir yerde.Oynanan ve işin daha kötüsü iyi oynanan Manisa maçını kazananamak ve hatta neredeyse vermek büyük handikaptır,şu son iki hafta Fenerbahçe adına iyi oyunla beraber gelen tek pozitif olay takımın yenilgiyi kabul etmeyerek 90 artılarda attığı gollerdir.

Fenerbahçe'liliğin sabır gösterilmesi gereken uzantılarından biriside Volkan ve bu gece aramıza katılan bıyığıdır.Belki Volkan'ın bıyığına henüz çaylak olduğu için bir müddet daha müsamma gösterebiliriz ama Volkan'ın artık sabırlık bir yanı kalmadı.Yıllardır Fenerbahçe'nin ve Milli Takımın kalesini "koruyan" bir oyuncu yenilen ilk goldeki gibi tıngır mıngır köşeye giden topa uzanamıyorsa kimse kusura bakmasın ama o kalecinin ne Fenerbahçe'nin ne de Milli Takımın kalesinde işi yoktur!

Ha birde unutmadan,takımın iyi oynarken kazanamaması,Semih'in iki haftadır mantarlaması,leblebi gibi kaçan gollerin hiç birisi Vederson'un ortası kadar beni şaşırtmadı,gerçekten Vederson orta yaptı farkındamısınız!

NOT:Bizim Afrika kökenli siyahi futbolculardan çektiğimiz nedir arkadaş,heriflerin sadece sağ bacaklarını koysan sahaya gol atacaklar nerdeyse.

ASLINDA AŞK



Yarım kilo Yeşil Mercimek...



ya da Altınbaş Kremi'dir.

ŞUBAT'IN 14'Ü



Sevgililer Günü ile ilintili "Titreşim" yazısı yarın,aha bu blogda,bayinizden ısrarla isteyiniz!

13 Şubat 2010 Cumartesi

SAÇMALAYIN BAY YAZICI


Bursaspor Başkanı Bay İbrahim Yazıcı,Fenerbahçe'nin turu hakem değil hakemler yardımıyla geçtiği mealinde açıklama yapmışsınız sayın Yazıcı,saçmalamayın Bay Yazıcı.İlk maçın ilk yarısında atılan 3 golüdemi hakemler attı Bay Yazıcı,bakın direkten dönen pozisyonları saymıyorum bile,sanırım sizin kızgınlığınız ofsayt gerekçesiyle verilmeyen gole,peki o zaman sorarım size Bay Yazıcı eğer ilk maçta o gol verilmiş olsa Fenerbahçe ikinci maça skor avantajının rehavetiyle sürülen 9 defansif oyuncuylamı çıkardı,Bursa'nın 3 gol attığı(atabileceği) Fenerbahçe aynı Fenerbahçe'miydi Bay Yazıcı.Bilica'nın oyundan atılmaması adil olmayabilir ama aynı hakemin sarı kartlı Iglesias'ın pozisyonunuda es geçtiğinide unutmayın Bay Yazıcı.Acaba sizde Ertuğrul Sağlam gibi Deniz'in pozsiyonunun penaltı olması gerektiğini düşünenlerdenmisiniz,eğer öyleyseniz sizin futbol bilginizden şüphe ederim Bay Yazıcı.Madem bu denli ateşli açıklamalar yapabilecek kadar hak hukuk savunucusunuz Bay Yazıcı geçen sene Bursa'da oynanan ikinci lig maçında Sercan'ın kendini yere atarak aldığı penaltı ile kazandığınız maçta bizim hakkımız yenilirken neredeydiniz Bay Yazıcı.O yüzden sayın-bay-bey İbrahim Yazıcı,susunuz,susunuzki takımınızın 2 gün önce ortaya koyduğu inançlı mücadeleye gölge düşürmeyiniz!

HAREKET ÇEKME



Yoksa hareketin kralını görürmüsünüz bilemiyorum bayan kızlar.

11 Şubat 2010 Perşembe

TEHLİKE ANINDA KIRINIZ :ALEX DE SOUZA(BURSASPOR:3-FENERBAHÇE:1)



Kadro yapısından,oynanan oyundan önce 2007 İspanya Kral Kupası Yarı Final 2.maçına dönelim.Yer Getafe'nin sahası Alfonso Perez,takımlar Getafe ve Barcelona.Barcelona Messi'nin Maradona'nın tek varisi olduğunu attığı mükemmel gol ile tüm dünyaya ilan ettiği 5-2 biten maçın rövanşında Getafe'den atamadan 4 gol yiyerek kupaya veda ediyordu.Getafe'nin mucize sayılan turu geçmesinde attığı 2 gol ile büyük katkı yapan Guiza 2010 senesine ve Bursa Atatürk Stadına döndüğümüzde kaçırdığı gol ile bu sefer takımının mucize olarak nitelinderilebilecek bir maçta turu vermesine katkı oluyorduki,90.dakikada şansının yardımıyla attığı gol ile Bursa'nın düşlerini yıktı...

Şimdi maçın başına dönelim,sakatlıklar,cezalılar,dinlenmesi gereken oyuncular derken sıkıntılı bir döneme giren Fenerbahçe bu maç için takıma A2 takımdan 3 oyuncu eklemek zorunda kaldı.Sahaya çıkan 11 ise ilginçti,ne açıdan ilginçti 11 oyuncunun 9'unun defansif oyuncular olmadı açısındanki,bu kadro yapısının ilerde top yapamaması salt defansı düşünerek çıkan takımların gol yemeyeceği yönündeki düşüncenin ne kadar saçma olduğunu yenilen 3 gol ile kanıtlmıştır.Orta sahada Santos,Deniz,Selçuk bir nebze anlaşılabilirdide en son 2008 yılında PSV maçı öncesi Gürcan Bilgiç'in ortaya attığı dahiyane(!) Gökhan Gönül'ün sağ açıkta oynatılması fikrini uygulanması hiç bir mantığa sığmadı(Bu da her hızlı oyuncudan açık olmayacağının ispan olsun).Maç başında yakalanan ve maçın ilerliyen dakikalarının gidiatına göre "cömert" niteliği kazanan 2 pozisyonun harcanması Bursaspor'u pozitif anlamda etkileyerek Vederson'un hatasında ilk golü,Bilica'nın hatasındada ikinci golü bularak Fenerbahçe adına maçın tehlike skalasındaki puanını 9'a kadar çektiki araya giren devre hucüm adına hiç bir şey üretmeyen takımın imdadına yetişti...



İkinci yarı doğru bir şekilde Daum'un Bilica-Emre değişikliğine gitmesi orta sahaya olumlu bir etki yaparak takımın hucüma çıkmasını sağladı.Guiza'ın girdiği pozisyon bu pozitifliğin tezahürü olacaktaki yazının başında bahsettiğim Guiza'nın çapsız vuruşu maçı bitirme şansını engelledi.Böyle bir golü kaçırdıktan sonra olabilecek en kötü şeydir gol yemek ve maçın başından beri futbol şansı(istekli oyunla birlikte) yanında çokça olan Bursa'nın durumu 3-0'a getirmesi bir mucizeye,bizim adımıza ise maçın tehlike skalasındaki değerinin 10 üzerinden 11 e fırlamasına neden oldu.İşte tam bu dakikadan sonrada Daum'dan Alex hamlesi geldi,çünkü ilk maçta atılan 3 gol ikinci maç skor bugün olduğu gibi 3-0 olduğu anlarda bile hala avantaj niteliğini korur ve atılacak bir gol turu getirki,Fenerbahçe'nin gol adına en önemli ayağı herkesin hemfikir olduğu bir biçimde Alex'dir.Zaten takımın ileri gitmesinin zorunlu bir hal aldığıda aşikardı,çünkü 3'ü atan Bursa 4 için ümitlenmişti.Sadece sahadaki varlığı bile takımın atılacak o hayati gol için baskı kurmasına neden oldu ve bitmiş olarak adlandıralabilecek bir pozisyonun içinde olması golü ve aynı şekilde turu getirdi.

Zor maç oldu vesselam,turu getiren golü,turu belkide götürecek olan Guiza'nın ve turu getiren değişikleri,turu vermek üzere olan kadroyu sahaya süren Daum'un getirmesi manidardı.Bursaspor mücadelesi,Bursa taraftarınıda mucizenin peşine düşerek statlarını tamamen doldurarak takımlarına olan destekleri için kutlarım.Olası bir facianın eşiğinden döndüğümüz bu maçında Daum'a ve futbolculara ders olmasını dilerim,çünkü futbol aynı hatayı ikinci kez affetmez!

ALS İÇİN FUTBOL KİTABI


Geliri tamamen ALS MNH Derneği'ne bağışlanacak olan bir futbol kitabı projesi...

Anadolu futbolunu yazan bloggerlar olarak en büyük çabamız sesimizi duyurmaksa, sadece ama sadece Anadolu üzerindeki ilgisizliği biraz olsun kırabilmekse; sadece blog satırlarından değil; sahaflardan, kitapçılardan da insanlara seslenmeliyiz. Bunun için birkaç kitap yazıldı Türkiye'de, lakin çok büyük kitlelere ses duyurulamadı, Anadolu içinse hala aynı tas aynı hamam! İlgisizlik had safhada...

Bizler, biliyoruz ki Anadolu'da büyük bir potansiyel, lakin büyük olumsuz koşullar var. Bu olumsuz koşullardan birisi de, bilgisizlik. Madem takımını destekliyorsun, madem kalemine sarılıyorsun; sen de katıl! Destek ver...

Takımına dair yazabileceğin şeyleri, insanların ilgisini çekeceğini düşündüğün yönlerini; geçmişi, bugünü ve yarını harmanlayıp yaz...

Sayfa sayısı konusunda bir kısıtlama olmamakla beraber, 10 - 15 civarı bir sayfa sayısı olursa iyi olur. Yazı konusu olarak belli bir kıstasımız yok, sadece okuyanın gözünde takımın eskiden bulunduğu ve şimdi içinde olduğu koşullar, futbolun ana şartı taraftar, oyuncular gibi futbol ögeleri canlanmalı.

Futbol bizimle güzel, futbolu güzelleştirmek de bizim elimizde!

----

Yazıları yollamak veya projeye dair bilgiler almak için adres: flagg.a@gmail.com


Facebbok sayfası

Twitter hesabı

9 Şubat 2010 Salı

DAYI



"Bir takım özlü sözler Yeğen..."

RAMİZ DAYI


"Hele bir sırtımı çığna yiğenim."

DAYIM


Bunlardan hangisi daha dayı ya da değil siz karar verin ama Kurtiz Tuncel'i severiz o ayrı konu.

8 Şubat 2010 Pazartesi

FENERBAHÇE:1-DİYARBAKIRSPOR:1



"Diyarbakır'ın güzel oyunu..." birkaç yerde bu cümleye denk geldim,eğer "güzel oyun" dediğimiz şey defansa kapanıp rakibi insafsız tekmelerle sindirip,ileri şişirilen toplarla gol aramaksa,Barcelona bir an önce futbol takımını lağvetsin,Premier Lig kapansın,Almanya federasyonu deklarasyon yayınlasın.Ha şimdi aranızda "Diyarbakır'ın gücü ne,Barcelona ile Diyarbakır'ımı karşılaştırıyosun" diyenler olacaktır,yok öyle bir saçmalığa girmemde güzel oyun diye bit bit ötenlerin Diyarbakır'ın kapasitesine göre oynadığı oyunu güzel olarak nitelendirmeleri, o zaman Yunanistan'ın şuçu neydi lan dedirtmiyor değil.Vakti zamanında "Yunanistan'ın oynadığıda oyunmu yeaaa,futbolu çirkinleştiriyorlar diyenler" naber?

Evet belki Diyarbakır bugün bir beraberliği haketti,evet Semih formsuzdu,evet zemin berbattı ama bugün zeminden daha berbat olan şey erkekliğini itiraz edene gösterdiği sarı kartlarla M.Ö 14.yy cro magnon adamlarına özgü bir ritüelle kanıtlayan Koray Gencerler'di.Birden bire hakem hakkında konuşmak istemiyorum adamlarına döndük ama gel gör ki Diyarbakır'ın maç boyunca yaptığı 20 küsür faülün karşılığı 2 sarı kart,onlardan biride son dakikadaki gergin ortamda göstermelik olarak gelmiş.Penaltıdan geçtim zaten,rakipler leblebi gibi penaltı alırken penaltı alamamamız artık olağan bir durum ama son dakikada Mehmet Topuz'un kullanacağı topun önüne bilerek zaman geçirmek için geçen ve olayları ateşleyen adam yerine Topuz kartı görüyorsa,bu ligde hiç oymaya gerek yok.Nedense büyük takım kayırmıycaz diye hakemler tarafından iki senedir kıyılan biziz.Hakkında ortak bildirilerin yayımlandığı,ortak pankartların açıldığı biziz,bildiri yayımlandıktan sonra aleyhinde penaltı çalınmayanlar onlar...

Karşıt takımlı arkadaşlar şimdi beni ağlamakla suçlayacak ama eğer bu ligde Alex, Sabri'den,Ayman'dan,Servet'ten,Egemen'den fazla sarı kart görüyorsa kimse bir şey konuşmasın ya sa ağlamak bu ise ben ağlıyorum arkadaş!

Bir parantezde 3 sene şampiyonluk sözü verip,Fenerbahçe'nin haklarını korumak için istifa ettiği Kulüpler Birliği Başkanlığına geri dönen Aziz Yıldırım'a,istifa kozunu kullandın şimdi ne olacak?

6 Şubat 2010 Cumartesi

FACE AU PARADIS



Farklı futbolcuydu vesselam Eric Cantona.Asil duruşu,gol sevinçleri,hırçın tavrı ve kaldırdığı yakasıyla ayrılırdı sahadaki kalan 21 oyuncudan.Futbol dışında insan Eric Cantona'da sahadaki kişiliği gibi aykırı.Futbolu bıraktıktan beri resim ve heykel ile uğraşan kendi çektiği fotograflardan oluşan bir kitap yayımlayan futbolcunun oyunculuğa olan ilgisi en son Ken Loach'ın yönettiği ve kendisini canlandırdığı Looking for Eric filmiyle tekrar gündeme gelmişti.Şimdiye kadar 10'a yakın filmde rol alan Cantona'nın oyunculuğu sinema ile sınırlı değil,futbolculuk döneminde de tiyatro ile ilgilenen Eric Cantona,son oynadığı tiyatro oyunu olan Face Au Paradis(Cennetle Yüzyüze) ile futbolu bırakmış klasik emekli futbolcu profilinden bir hayli ayrılıyor.Eşi Raşida Brakni'nin yönettiği ve genç bir oyun yazarı Nathalie Saugeon'un yazdığı oyunda rol arkadaşı Lorant Deutsch ile göçük altında kalmış iki kişinin yaşadıklarının anlatıldığı diyaloğa dayalı 1.5 saatlik zor bir oyunda oynayan Cantona "Ben tutkuya bayılıyorum.Hep değişik şeyler denemek istiyorum.Bazen de kendimi tehlikede hissetmek istiyorum.Hedef hep aynı.Oynamak ve keyif almak.Birşeyden zevk almak için kendinize güven duymanız gerekli.Bu da yalnızca çok çalışarak elde edilebilecek birşey." diyerek hayat felsefesini ortaya koyuyor ki,zaten Cantona'yı Cantona yapanda bu sözlerde gizli değilmi.Bence bu adam bu zor oyunun altından layığıyla kalkar ve kendisini ciddiye almayanlarıda utandırır,sonuçta o Eric Cantona,kodumu oturtur vesselam!

5 Şubat 2010 Cuma

THE LAST AIRBENDER:AVATAR



Gerçek Avatar'ın 2. fragmanı,3 sezonluk anime serisini beğendiğimiz,hatta büyük beğendiğimiz Avatar'ın 3 filmlik üçlemesinin ilki dünyada 2 Haziran,Türkiye'de ise 23 Haziran'da vizyona girecek.Şu film için tek korktuğum şey yönetmen M.Night Shyamalan'ın içine etmesi olabilir,zira kendisinin 6.His'ten sonra sürekli aynı tazr çektiği "fantastik gibi olaylar sandığımız şey aslında öyle değilmiş" filmleri beni kendisinden çokça soğutmuştur,yazın ak kedi kara kedi çıkacak ortaya ama fragmanı güzel olmuş.

FENERBAHÇE:3-BURSASPOR:0


Avrupa 2010 Başkenti Çakma Metropolümüz İstanbul'da saat 6'da son seferi yapılan Sarıyer-Kadıköy vapuruna yetişme telaşıyla başladı maç yolculuğumuz,vapurun kalkmasına yaklaşık 10 dakika kala bindiğimiz taksiye arkadan kırmızı bir Kartal çarpması ironik olmasının yanı sıra hayatın sadece bize insafsıf olduğunu düşündüğümüz anlardan biriydi,neyseki kortuğumuz olmadı ve vapurun son seferine kazasız değil ama belasız ulaştık ve staddaki yerimizi aldık.



26 senelik başarısızlığımızın hala cazip kıldığı kupada rakip ligin en diri takımlarından Bursaspor'du.Sivasspor karşısından deplasmanda attığımız 5 golün tesadüf olmadığını kanıtlamamız açısından önemli bir sıvadı Bursa maçı.Maça klasik 4-2-3-1 dizilimiyle çıktık,takımdaki en önemli değişiklik devre arası kampında lige çok iyi hazırlanan ve Sivas galibiyetinde baskın rol oynayan Uğur Boral'ın Mehmet Topuz yerine takıma dahil olup,sol kanata geçip,Mehmet'ten boşalan sağ kanata ise Özer yerleşti ki bu dizilimin Daum'un ligdeki maçlarda da sahaya süreceğini düşünüyordum(ta ki Uğur sakatlanana değin).İki maçlı elemelerde deplasmanda atılacak golün önemini bilen Ertuğrul Sağlam takımını klişe tabirle tam bir deplasman takımı gibi 4-5-1 dizilimiyle sahaya sürüp ilerde baskı yaparak kazandığı topları ilerde Sercan'ı buluşturmayı hedeflemişti ki,bu düşüncenin ilk karşılığı 6. dakikada Sercan'ın Bilica'yı ekarte edip arka direğe yolladığı pasa Ozan İpek'in yetişememesi Bursa adına bir gole mal oldu.Fenerbahçe önce oyunu kanatlara yıkarak sağdan ve soldan gelişen ataklarla gol girişimlerinde bulundu fakat bu dakikalarda Bursaspor'un kanat beklerinin başarılı savunması oyunu Emre önderliğinde göbekten gelişmeye itti.17'de Emre Semih'e Semih boştaki Alex'e verdi,Alex'in vuruşu az farkla dışarı gitti,ardından Fenerbahçe'nin müthiş baskısı başlayınca kanatlarında devreye girmesi Santos'un 21'de ki pozsiyonunu getirdi,Sivas maçını akıllara getiren bir hareketle rakibinden sıyrılan oyuncunun vuruşu İvankov'un bacaklarında kaldı.Bir dakika sonra Alex öldürücü ortalarından birini yaptı,direkten dönen topu Santos boş kaleye yolluyarak skoru 1-0'a getirdi.Hemen akabinde gene bir duran toptan tipik bir Lugano golü gelmesi farkı 2-0'a getirdi.30'da Sercan'ın sakatlanıp çıkması Bursa adına talihsiz bir andı.Bu arada Sercan'ı ilk kez canlı izleyen birisi olarak 19 yaşında Bilica ile omuz omuza mücadele edip üstünlük kurabilecek kadar güçlü ve süratli olması bu oyuncu için yapılan övgülerin abartı olmadığına beni ikna etti açıkçası.Sercan'ın sakatlığı ile Volkan Şen'i oyuna süren Ertuğrul takımını 4-5-1 diziliminden 4-6-0 şablonuna döndürdü,acaba bu değişiklikle amacı takımının topu ayağında tutarak saldıran Fenerbahçe'nin farkı daha fazla arttırmasını engelmekmiydi yoksa başka bir şeymiydi pek anlayamadım.Sercan'ın sakatlığından 6 dakika sonra performansını övdüğüm Uğur'un maçın başına güzel gözüktüğü için övdüğüm zeminin kurbanı olması kendimi şom ağızlılıkla suçladığım ender olmayan anlardandı.2-0'a rağmen baskı kurmaya devam eden takım,Özer'in akıllı pasında Alex'in asistini çalan Mustafa Keçeli'nin Semih'e topu çok güzel indirmesi 3. golü getirdi.



İkinci yarı özellikle Emre'nin yorulması 50. dakikadan itibaren 20 dakikalık bir bölümde Bursaspor'un üstünlüğüyle geçiliyor.Selçuk'un oyuna girmesiyle dengeyi kuran orta saha,Bursaspor karşısında geniş alan bulmasına rağmen Vederson'un soldaki çapsızlığı ve Gökhan Ünal'ın Guiza'dan rol çaldığı anlarda 4.golü bir türlü bulamadı ve maç 3-0'lık skorla ikinci maç öncesi büyük avantajla bitti.



Bu maç Fenerbahçe'nin devre arasını iyi geçirdiğini,ilk yarı en büyük sorunu olan golden sonra geriye yaslanan Fenerbahçe'den eser kalmadığını göstermiştir.Uğur sakatlığı büyük kayıp olarak nitelendirilebilir,lakin eğer Mehmet Topuz sağ kanatta etkinliğini biraz arttırabilirse Özer'in solda Uğur'u aratacağını düşünmüyorum.Bir parantezde taraftara,dün stadı soğuk havaya rağmen tıklık tıklım doldurmuşlardı,eminin bu doluluğun makul bilet fiyatlarının etkisiyle olduğu yönetiminde gözünden kaçmamıştır lakin,bilet fiyatlarındaki tavırlarından vaz geçeceklerini zannetmiyorum.

2 Şubat 2010 Salı

EMBRACE LIFE



Always Wear Your Seat Belt

IMP MOVIE POSTER AWARDS

Film posterlerinin IMDB'si olan impawards.com'un düzenlediği yarışma ile geçen senenin En İyi Film Afişi,En Kötü Film Afişi,En Komik Film Afişi gibi çeşitli kategorilerdeki ödüller sahiplerini bulmuş işte onlardan bir kaçı:

BEST MOVIE POSTER:The Imaginarium of Doctor Parnassus



WORST MOVIE POSTER:My One and Only



BEST TEASER POSTER:UP



FUNNIEST POSTER:The Men Who Stare at Goats



BRAVEST POSTER:Up in the Air



CREEPIEST POSTER:Antichrist



BEST CHARACTER POSTER:Coraline



BEST FUNNY TAGLINE WINNER:Crank 2: High Voltage("He was dead... but he got better.")



BEST SERIOUS TAGLINE WINNER:The Girlfriend Experience(See it with someone you ****</span>)



BEST TV POSTER:TRUE BLOOD



Yok efendim bunlar beni tatmin etmedi ben bütün adayları görmek istiyorum diyorsanız na buraya tık.