29 Nisan 2009 Çarşamba

MISS TURKEY



1980 yılından beri aralıksız Türkiye'nin en güzel kızını seçme sloganıyla düzenlenen güzellik yarışması Miss Turkey'in 2009 Kraliçelik tacı bu akşam yaşlaşık yarım saat sonra başlayacak yarışma ile sahibesini bulacak.Bizde dün akşam sayın kardeşim Çağla hanım ile oturup,yarışmanın resmi sitesine girmek suretiyle beğendiğimiz kızlar arasında adeta bir Miss Turkey juri üyesiymişcesine şunun kıçı büyük,bünün kafası küçük,bu çok cin gibi bakıyor tarzı kıstaslarla kendi birincimizi seçtik.İlk etapta seçtiğimiz 10 kızı,çeşitli elemelerle önce 8'e,ardından 4'e düşürerek final etabına geçtikten sonra,final etabına kalan 13,15,17 ve 19 numaralı kızlar arasından bir birinci seçeceğimiz anda nefesler tutuldu ve tüm Türkiye olmasa da bizim evde ki Türkiye 1. kim olacağını merakle beklemeye başladı.Bu 4 güzel kızımız arasından bir birinci seçerken inanın bizde çok zorlandık,gönül isterdi ki hepsine birincilik tacını verebilelim ama sadece 5 kıza birincilik verebildiğimiz için birinci seçmeye gerek kalmadı:)Şaka bir yana sen diğer yana okuyucu biz Çağla hanımla yoğun süren toplantımızdan sonra hazırmısınız çalsın davullar taratarataratatratarat(evet bu davul sesi) birincimiiiiz 17 numaralı forması ile Seda Tosun.İkinci 15 numara Tuğba Melis Türk,3.lüğü ise 13 numara Ebru Şam ve 19 numara Derya Saka'ya paylaştırdırdık.Çağla ile benim güzellik anlayaşımızın ne kadar zevkli olduğunu bu akşam yarışmadan sonra göreceğiz ama önemli olan dış güzellik değil iç güzelliktir okuyucum diyerek duyarlı insan mesajı versekde siz buna fazla inanmayın emi,yarışmanın birincisini sizlerle sonra paylaşacağız o vakite kadar gidip biraz kitap okuyunuz,kitap güzeldir,kitap datlıdır,oh miss...



Bu hanımdır seçtiğimiz birinci,1990 doğumlu olup,1.78 boyunda ve 55 kilo imiş,miş...

TWILIGHT...WITH CHEESEBURGERS

,

Filmi izleyen arkadaşlara daha anlamlı gelebilecek şahane bir video,izleyiniz ve esenlikle gülünüz efendim.Yanlız size bir şey söyleyeyim mi bu videonun efektleri bile nerdeyse daha güzel olmuş filmdekinden gibi...

BLACK SPİDEY



sketch by Yıldıray Çınar

HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ



Grinch demişken,Jim Carrey'nin baş rolünü oynadığı How the Grinch Stole Christmas filminde ki Cindy Lou Who rolünü oynayan küçük kızın bugün Gossip Girl dizisinde Jenny rolünü canlandıran 1993 doğumlu oyuncu Taylor Momsen olduğunu biliyormuydunuz!


Yuh ulan Taylor demekten alamıyorum kendimi,bu kız şimdi 15 yaşında ha,kendimin 15 yaşında ki halini hatırlıyorumda ,bu gavurlar neyle besleniyor a(j)aba diyorum!

HANGİ CARREY?



Dün her rolün adamı olan Gary Oldman için sormuştum bu soruyu bugünde Jim Carrey için soruyorum.Oynadığı Ace Ventura,Mask,Riddler,Lloyd Christmas,The Cable Guy,Andy Kaufman,Charlie/Hank,Count Olaf,Grinch gibi değişik karakterlere baktığımızda Gary Oldman'dan hiçte altta kalır yanı olmayan Jim Carrey her ne kadar komedi filmlerinde ki başarılı performansı ile anılıp kendisine bir komedi filmi oyuncusu yakıştırması yapılsa da çok başarılı bir drama oyuncusu olduğu da unutulmamalıdır.O yüzden Gary (çok samimiyiz) için sorduğum soruyu Jim Carrey için de soruyorum,hangi Carrey?

BARCELONA:0-CHELSEA:0




Büyük hoca olduğunu bir kez daha kanıtladı Hollanda'lı Guus Hiddink bu gece.Kimine göre belki futbolu çirkinleştiren adamdı bu maçta ama Hiddink kazandığında olduğu gibi berabere kalırkende büyüklüğünü ispatladı bana göre...



Ne yaptı bugün Hiddink,bir zamanlar Mourinho'nun Chelsea ile dünya futboluna kazandırdığı 4-3-3 taktiğini şu an dünyada en iyi oynayan takım olan Barcelona'ya karşı deplasmanda haddini bilen bir kadro ve dizilim olan 4-5-1 taktiği ile çıkarak bugün istediği skoru alan taraf oldu.Barcelona'nın baş döndürücü pas trafiğini orta sahada ki fizik üstünlüğünün de yardımıyla durduran Chelsea, Katalanların en efektif oyuncusu olan Messi'nin de rakip takımlar adına ölümcül olan driblinglerine izin vermeyince ortaya bu golsüz beraberlik çıktı...



Hatta Marquez'in hatalı geri pasında Drogba'nın ayağından gole çok yaklaşan Chelsea bu akşam futbol otoritelerine büyük bir süpriz yapıp galip gelen tarafta olabilirdi.Tabi bu akşam ki beraberlikte Eto'o'nun payınıda göz ardı etmemek gerek.Kamerunlu oyuncu Barca adına maçta ki en net gol şansı olan pozisyon olan 70. dakika da,şut çekecek gibi yapıp karşısında ki defans oyunucunu ekarte ettikten sonra kaleye vurmak yerine boş pozisyonda ki arkadaşı Henry'i göre Barcelona'nın öne geçmesi işten bile değildi.Aynı pozisyonda en sevdiğim özelliği attığı gol kadar gol attırması olan Henry olsa eminim ki Eto'o ya o gollük pası verirdi ama Eto'o her ne kadar beğendiğim bir forvet olsada klasik bencilliğini gösterince Barca'nın Londra deplasmanına avantajlı gitmesini engelledi...



Şampiyonlar Ligi'nin bir önceki turunda bol gollü muhteşem maçlara göre gol açısından sönük kalan maçın,orta sahada ki mücadele açısından o maçlardan pek de kalite farkı yoktu bana göre,sadece beraberliği isteyen taraf istediği skoru alabildi bu sefer.Londra'da ki maç ne olur şimdiden kestirmek zor ama Chelsea'nin turu geçmek adına daha ofansif bir futbol ortaya koyacağı gerçeğini göz önüne alırsak,gol açısından bu maçtan daha pozitif bir maçın bizi beklediğini söyleyebilirim.

ECZACIBAŞI : 1 - FENERBAHÇE : 3



Daha dün demiştim bu sene futbol takımımızın pek hayrını göremediğimiz için,beklediğimiz şampiyonlukları amatör branşlarda arıyoruz diye,bugün de Bayan Voleybol takımımız beklentimize cevap vererek aradığımız o şampiyonluklardan birini Fenerbahçe forması altında kazanarak bizi sevince boğdu.Bu şampiyonlukta emeği geçen herkese teşekkürler,hemde büyük teşekkürler...

Eczacıbaşı Zentiva: Gökçen , Nancy , Mirka , Vesna , Naz , Esra (Gülden , Merve , Tracy , Seda )

Fenerbahçe Acıbadem: Oksana , Marina , Çiğdem , Anja , Eda , Seda (Korotenko , Merve , Necla )

Setler: 17-25, 25-23, 14-25, 19-25

Süre: 104 dakika (25, 28, 24, 27)

28 Nisan 2009 Salı

ÇİZGİ PROPAGANDA-6





Kahramanlar ya da düşmanlar değişsede Amerika'nın yumruk atacağı birileri her zaman var!

HANGİ OLDMAND?



Teğmen Gordon,Sid Vicious,Sirius Black,Stansfield,Spider Smith,Jean-Baptiste Emanuel Zorg,Dracula,Mason Verger ve daha nice değişik ve oynaması zor karakteri başarıyla canlandıran İngiliz aktör Gary Oldman'ı nasıl bilirdiniz değilde,nasıl hayal ederdiniz derlerse cevap vermek zor olur zira az önce de saydığım gibi o kadar çok filmde kılıktan kılığa girip rolüne bürünmüştür ki,misal Sid Vicious rolünde hayal etsek kendisini Jean-Batiste Emanuel Zorg'a ayıp olur.Bu şahane aktörün de her boku aday gösteren akademi tarafından güya en prestijli ödül olan Oscar'a aday gösterilmemesi de ilginç,yoksa haksızlık mı demeliyim.Neyse seviyoruz kendisini ve hak ettiği değeri Akademi vermese de biz veriyoruz ama sormadan geçmiyoruz hangi Oldman?

UZANMIŞIM ÇİMLERE



...Güneş damlarmı içine bilmiyorum ama Esen Demirci imzalı şahane bir illüstrasyon olduğunu biliyorum.Bu arada hiç takılmadan üç kere illüstrasyon diyebilenleri illüstrasyon sanatçısı yapıyorlarmış dersem de sen inanma okuyucu insan.

DALDAN DALA


Bu post-dizisinde çeşitli konular hakkında ki beyin fırtınası tadında ki görüşlerimi dalda dala atlarcasına sizinle paylaşacağım,bakalım ortaya neler çıkacak,şu an bende bilmiyorum,başlasın bakalım...

UYKU:

Daha önce Madde Bağımlısı postlarının birinde yazmıştım bu uyku olayının bana garip geldiğine dair görüşlerimi belirtmiştim,gene belirtiyorum o zaman da garip geliyordu şimdide.Uyku dediğimz olay biraz "İki ucu,boklu değenek" gibi bir şey.Misal az uyusan olmuyor,ee çok uyursan da olmuyor,bunun ortasını uyuyabilenlere ise anne diyoruz,baba diyoruz,dayı diyoruz.Gün içersinde her türlü yaşamsal belirtiyi gösteren insan mevzu bahis uyku olduğunda yarı ölü vaziyette kendisini beklemeye alıyor ve ortalama 8 saat hayatından giden süre sonucu ama dinlenmiş ama dinlenememiş bir halde uyanıyor.Uykunun kafası da en az kendisi kadar ilginç,misal geçen gün rüyamda Real Madrid-Barcelona maçını izliyordum ve Barcelona 7-2 öndeydi,Real Madrid'de daha fazla gol yememek için kalesini gemiyle kaçırsada nafile,Messi yüzerek gemiye ulaşıp golünü atıyordu gene.Rüya dediğin olayın en mantıklıları bu şekilde oluyor,garip bir halü kafası var ama biz uyuduğumuz saatler boyunca bilinçaltımızın çeşitli oyunları ile bunlardan binlerce görüyoruz,bu etkiyi yaratan keyif verici maddeler de var ama onlar vucüda son derece zararlı fakat uyku yararlı,o zaman uykuya bir nevi yararlı uyuşturucu diyebilirmiyiz bence deriz...

KAFALAR:

Uyuşturucu,halü kafası dedik madem ben size en fena kafayı söyleyeyim mi,en fena kafa Bebek kafası.Bildiğin yeni doğmuş,ağlayan,sıçan küçük insanlar var ya onlar.Düşünsenize dünyaya yeni gelmişsiniz ve orda ki herşey sizin için yeni, bunun neticesinde de gördüğünüz her şeye şaşırabiliyorsunuz,gülebiliyorsunuz,ağlayabiliyorsunuz.Bugün yaşlı bir teyze gelip suratınıza doğru çıngırak sallasa sizin için pek anlamlı olmayabilir ve birşey ifade etmeyebilir ama aynı yaşlı teyze çıngırak sallama eylemini bir bebeğe yaptığında bebek keyiften dört köşe oluyor hem şaşırıyor hem gülüyor.Neden çünkü daha önce görmemişki bunları lavuk,bir bebeğin bütün günü şu şekilde geçiyordur tahminen "Aaa adam,aaa kadın,aaa kaşık,aaa televizyon,aaa saç,aaa ışık..."!O yüzden bence illegal madde üretici arkadaşlar bu kafayı sağlayabilen bir madde üretebilirse paraya para demezler.Ya da vazgeçtim bırakalım herkes bebek kafasını bebekken yaşasın...

DENYOLUK:

Peki bebekken yaptıklarımıza ne denebilir.Hepimiz dünyaya yeni geldiğimizden ortamın raconunu bilmediğimiz için mecburen anneye bağımlı bir şekilde yaşamımızı sürdürdük.O zamanlarda yaptığımız bir çok hareket misal acıkınca ağlamak,altına tuvaletini icra etmek,yemeği tükürmek gibi şeyler mental yetersizliğimizden dolayı hoş karşılandı,bu hareketleri şimdi yaparsan tabi ki yadırganırsın ve mental açıdan bir sorunun olup olmadığı sorgulanır.Fakat atıyorum çocukluk da bilinçli yaptığın bir takım denyoca hareketi gençken yapmaya kalkışınca ya ilgi çekmeye çalıştığınız düşünülüp yadırganıyorsunuz ya da çocukluk etmekle itham edilip yargılanıyorsunuz.Çok değil bundan bir 7-8 sene önce düz duvara tırmanmak,sokakta top oynamak,helikopter görünce kızılderililer gibi bağırmak çocukluğun bir getirisi olarak hoş karşılanabiliyor ama bu hareketleri şimdi yaptığınızda büyük tepki görüyorsunuz.Aynı şey gençlik ve orta yaş paralelinde de geçerli.Gençken yaptığınız her türlü çılgın hareket,o yaş grubunun getiridiği kanı kaynayan yapıya bağlanıp kabul görüyor ama bu hareketleri 30 yaşında ya da daha yaşlı iken yaparsanız "Eşşek kadar adam" oldun başlangıcına sahip kınama cümleleriyle karşılaşıyorsunuz,o yüzden burdan yetkililere sesleniyorum lütfen her türlü denyoluk hakkımız engellenmesin...

KISIR-DÖNGÜ:

Bebeklik başlangıç,çocukluk denyoluk,yaşlılık olgunluk dönemleridir insanın.Gençlik dediğimiz şey ise kişinin en hevesli,en üretken olmak istediği dönemleri olup deli-doluluk ve kanı kaynamak gibi mezaci yakıştırmaların yapıldığı dönemdir.Bu dönem kişinin en çok tavsiye aldığı ve gene en çok bu tavisyelere kulak asmadığı dönemdir.Tavsiyeyi veren ise gene bir dönemler gençlik müessesinden yolu geçen olgun insanlar olup,bu dönemde gence verdiği tavsiye konusu hakkında ister çok engin bilgiye sahip olsun,isterse hiç bir fikri olmasın gene de tavsiyesini verir çünkü o yaşlıdır,yaşamıştır.Hem de bu tavsiyeyi veriken "Şimdi sana söylediklerim bir kulağından girip bir kulağından çıkacak ama..." lı dinlenmeyeceğine dair olan sağlamasını da yapmış olmasına rağmen,dedim ya o yaşlıdır gence göre,gençte çocuktur yaşlıya göre,biri anlatır biri dinlemez bu böyle devam eden bir kısır döngüdür yüzyıllar boyu kimsede çıkıp bu duruma dur dememiştir ve demeyecektir...

TEYZELER:

Tavsiye veren kişilere yaşlı diyoruz,kimi zaman annemiz,kimi zaman dayımız,kimi zaman da bir aile dostu oluyorlar,ortak noktaları yılca bizden fazla yaşamış olmaları,genelde seviyoruz kendilerini ama bu yaşlıların bir de fenaları vardır onlara da "Teyzeler" diyoruz.Anne yarısı olmayan bu teyzeler 45 yaştan başlayarak 100 küsürlü yaşlara kadar çıkan temsilcileri vardır.Bu teyzelerin en en en fenası da "Toplu Taşıma Teyzeleri"dir.Her yerde karşımıza çıkan teyzelerin en fena modeli olan 3T Teyzeleri otobüs,minibüs gibi çeşitli toplu taşıma araçlarında karşımıza çıkarlar,sabahın körü denebilecek kadar erken vakittede,gecenin yarısı denebilecek kadar geç bir vakitte de karşımıza çıkması muhtemel olan bu teyzelere yer vermeme gafletine düşen her genç insanı teyzelerin gazabına uğrar.Siz siz olun bir toplu taşıma araçlarının gerçek hakimi olan bu şahsiyetlerin koltuklarına oturma ya da yer vermeme gafletinde bulunmayın yoksa "Şimdi ki gençler" ve "Saygı" kelimelerin bolca geçtiği toplu taşıma halkının üzerinden size gelen kafa şişirici nutukları dinlemek zorunda kalırsınız...

TOPLU TAŞIMA:

Herkesi ve özellikle teyzeleri gideceği güzergaha belli bir ücret karşılığında bırakan toplu taşıma araçlarında teyzelerin manipüle etmediği zamanlarda müthiş bir Kibarlık Zinciri vardır.Herkesin zaman zaman şöförün arkasında ki 3'lü koltuğun en sağında ki koltuğa oturmak suretiyle geçici muavin olduğu minibüslerde ki bahsettiğim kibarlık zinciri biraz otomatiğe bağlanmadan kaynaklanan bir şey olsada ortam içinde ki kibarlık zinciri,geçicide olsa güzeldir.Para uzatırken her yolcunun bir önündekine söylediği cümle sonunda ki "mısınız", edilen teşekkürler,zaman zaman gördüğümüz yer verme hareketleri bahsettiğim Kibarlık Zinciri'nin bir ürünüdür.Hayatında hiç kimseye en ufak bir rica da bile bulunmamış kelli felli adamaları,ortamın getirdiği sürü psikolojisi ile bu Kibarlık Zinciri'ne uyarken görebiliriz.Belki çok içten değil,belki içten içe nefret ediyor insanlar bu kibarlıktan ama sonuçta kimsede kayıtsız kalmıyor,o yüzden güzel şey bu toplu taşıma...

KELLİK:

Kelli felli adamlar dedim de aklımageldi,aslında kellik de çok saçma birşey değilmi.Vücudunun karış karış her sanitemetre karesinde çıkan ve belkide çıkmasını istemediğin tüy topluluğu, bir vucüdun en önemli bölgesi olan başta zamanla yeterli miktarda çıkmayarak dökülmeye başlıyor.Yıllar geçtikçe bir zamanlar devlet arazisi olup,sonradan uydurma yasalarla talana çevrilerek,bütün ağaçları kesilen çorak araziler haline gelen kafa bölgesi,kişiye kel yakıştırılması yapılmasına neden oluyor.Hayır madem çıkmayacaksın her yerde çıkma,eğer çıkacaksanda her yerde çık.Burdan bilim adamalarına,özellikle kel bilim adamlarına sesleniyorum çünkü saçlı bilim adamı iki uğraşır üçüncüde sıkılıp vaz geçer,ama halden anlayan sen kel bilim adamı bul artık şu kelliğin çaresini.Bunu dökülen saçları ve babasının pürüzsüz kafasında geleceğini gören bir gencin yalvarışı olarak görde kurtar şu saçları.Nerdesin bilim bana yardım et,ayrıca alacağın olsun keratin...

BİLİM:

Düşününce kimse bana gelip yok Cern'de ki deney evrenin sırrını çözecek,yok bilmem hangi bilim adamaları DNA kodunu çözmüşler,yok herif kopyalayacaklarmış gibi egzantirik bilimsel şeyler demesin,daha kelliğe çare bulamadılar yıllardır,gidip birde evrenin sırrını mı çözüceklermiş,hadi sizde!Hem allasen evrenin sırrını çözücende ne olucak,sanki evrenin sırrını evinde Yaprak Dökümü'nü izleyen Nejla teyze çokmu anlayacak,mukadderiyat diyip geçicek.Alemin tavşanı sizmisiniz olum,kelliğin çaresini bulunda hem Nejla Teyze'nin hem de benim hayır duamı alın cennette yeriniz garanti olsun...

HEDEFLER:

Cennet konusunu teyzelerle ilişkilendireyim istiyorum şu an.Cennet nedir önce iyi bir dindarın,sonra iyi bir insanın gideceği yerdir.Cennet sabah akşam demeden 5 vakit namazını kılıp,kitaba göre hayatını biçimlendiren insanın bir nevi Öss sınavıdır ve en büyük hedefidir.Hedefler dediğimizde ise her insanın iyi kötü bir hedefi vardır,kimisinin gayesi az önce yazdığım Müslüman insanın gayesi gibi olurken kimisinin en büyük hedefi maddiyata dayalı bir zenginlik iken kimisi de manevi değerler peşinden koşar.Bu önce maneviyatta gönül vererek girilen işlerden biriside Sinema-Televizyon sektörüdür.Bu sanata ilk başta kendini adayan her insanın eminim bu işin okulunu okur iken bir takım hedefleri ve bir hayli hevesi vardır.Peki sorarım size bu hevesi olan genç nasıl oluyorda bir süre sonra sadece Teyzelere hitap eden işlere imza atıyor.Yaprak Dökümü,Binbir Gece,Parmaklıklar Ardında...ve benzer diziler hep teyze dizileridir ve bu dizileri yapan insanların eminim ki hedefledikleri şey sadece teyzelere hitap eden ürünler ortaya koymak değildir,ha dersen ki iş para olayı evet derim,geçinmek için para kazanmaları lazım ama yeterli parayı kazandıklarında da güzel işlerde sunmak lazım ee ortada o da yok nasıl olacak o zaman bu işler.Maskeli Beşler,Çılgın Dersane ve muadili olan Bayram günlerinde 6-7'şerli erkek gruplarına hitap eden filmlere hiç girmiyorum bile ama teyzeler için bu ülkede bu kadar ürün(diziler,sabah programları,yarışma programları) ortaya konulması düşündürücü.Benim hedefim bu konuyu bir şekilde teyzelere bağlayıp yazıyı bitirmekti ve amacıma ulaştım,amaçları olan arkadaşların da bir gün hedeflerine ulaşmasını temenni edip bu ilk Daldan Dala postunu bitiyorum,öpüldünüz...

GOTHAM KNIGHT



sketch by Yıldıray Çınar

GALATASARAY:64-FENERBAHÇE:68



Basketbolda ki medarı iftarımız altın kızlar dün oynanan maçta ezeki rakibimiz Galatasaray'ı deplasman 68-64 yenerek finale çıktı.Takımımız adına Matee Ajavon ve Katie Smith'in yıldızlaştığı maçın tek üzücü olayı Galatasaray kaptanı Milli oyuncu Işıl Alben'in sakatlığı oldu.3 ya da 4 ay içinde yeniden sahalara dönebilecek oyuncuya geçmiş olsun diyoruz.



Bu sene futbol takımından pek hayır gelmediği için,sıkıca sarıldığımız amatör branşlarada daha da bir sıkı sarılıyoruz bugünler de.Futbol takımında bulamadığımız şampiyonlukları tekrar onlarda arıyoruz,bu yüzden tekrar teşekkürler hepsine.




GALATASARAY: Tuğba Palazoğlu (2 ribaund- 1 asist), Şaziye Karslı (1 asist), Işıl Alben 13 (4 ribaund- 4 asist), Kara Braxton 9 (7 ribaund- 2 asist), Yasemin Horasan (1 ribaund), Marina Kress 5 (3 ribaund), Seimone Augustus 21 (5 ribaund- 2 asist), Sophia Young 16 (11 ribaund- 3 asist), Esra Şencebe (4 ribaund- 1 asist)

FENERBAHÇE: Esmeral Tunçluer 5 (3 ribaund- 6 asist), Birsel Vardarlı 2 (4 ribaund- 4 asist), Nicole Powell 5 (5 ribaund- 1 asist), Nevriye Yılmaz 10 (11 ribaund), Matee Ajavon 20 (6 ribaund- 1 asist), Tammy Sutton Brown 6 (4 ribaund), Nevin Nevlin 4 (3 ribaund), Katie Smith 16 (6 ribaund- 1 asist)

1.PERİYOT: 25-20
2.PERİYOT: 17-15
3.PERİYOT: 13-17
4.PERİYOT: 12-16

IRON MAN vs BRUCE LEE



Birisi biraz daha yaşasaydı çeliğe dönecekti,diğersi ise demirden bozma süzme çelik,bazı bazı titanyum(Titanyum sevgilim)...Eğer ki doğru şartlar sağlansa ve bu iki saygı değer abimiz delikanlıca kapışsa ne olurdunun cevabını,filmlerini çok sevdiğimiz komiklik duayeni abimiz Will Ferrell'in sitesi olan Fun Or Die'ın hazırladığı bu komik videoda görüyoruz,izlersek görebiliyoruz.Ha bana sorarsan Kara Murat alayını döverde,gavur ne bilsin Kara'yı!

25 Nisan 2009 Cumartesi

BIRAK PEŞİMİ OBAMA




Bugüne kadar bu bloga Obama için gerek yurt dışında ama özellikle yurtiçinde yapılan türlü türlü absürtlüklerin bir kısmını taşıyıp, gülüp eğlenmiştik.Neler yoktu ki bu absürtlükler içinde Obama türküsünden tutta,Baracklava adlı baklavadan,çocuğuna Obama ismini koymaya çalışan adamdan,Flaş Tivi'nin suratını siyaha boyayarak Obama'ya çağrı yapan spikerine kadar bir sürü absürtlük işte.Demiştim halkımız bu Obama olayına çok fena atladı,oyuncakmı zannediyorlar bu adamı felan.Artık sıkmıştı bu Obama enflasyonu,Obama ülkesine gittide biraz rahatladık felan ama anlaşılan o ki benim peşimi bırakmamış.Geçen hafta gezmek için arkadaşlarımla gittiğim Heykel Müzesin'nin yakınlarında gördüğüm Kartal'mı Şahin'mi olduğunu kestiremediğim arabanın tamponunda yukarıda ki logoyu görüp dumur oldum ve hemen telefonun kamerasıyla çekip gördüğünüz gibi sizinle paylaştım.Kim niye ya da hangi mantıkla bu şahanemtrak olayı gerçekleştirmiş bilmiyorum ve diyecekde bir söz bulamıyorum,şu Obama enflasyonun benim adıma en güzel tarafı uzun süredir görmediğim bir arkadaşımı televizyonda Obama ile tokalaşırken görmemdi,bana başka bir getiriside yoktu,aynı şekilde ülkemize de yok ama halkımız atladı bir kere üzerine,bilmem anlatabildim mi?

FENERBAHÇE:89-GALATASARAY:62



Güzel bir Cuma hediyesi oldu bu Derbi galibiyeti.Maçta çıkan sonucu aslında "Kalite farkı" gibi tek bir cümle ile özetleyebiliriz ama takımlar arasında ne kadar kalite farkı olursa olsun maçlar oynanmadan kazanılmıyor.Fenerbahçe'de bunun bilincinde olarak bugün maçın başından sonuna kadar ortaya iyi oyun koyarak maçı hakkıyla kazandı...



Evet gerçekten de maçın başından beri üstün olan taraf bizdik ,Galatasaray 2. çeyreğin sonunda ve 3. çeyreğin başında Fenerbahçe'yi tam saha pres ile zorlayıp farkı kapatmaya çalışsada, 3. çeyreğin son saniyesinde Emir Preldzic'in elinden gelen zor 3'lük Galatasaray'ın zaten az olan direncini iyice kırdı ve 4. periyod Fenerbahçe adına daha rahat geçerek fark geldi.Fenerbahçe'de bugün oynayan 12 oyuncuda skora katkı yaptı bu bile bu farkın nasıl geldiğine dair fikir vermesi açısından yeterli aslında.Oğuz Savaş,Emir Preldzic,Ömer Onan,Damir Mrsic ve tabi ki Willie Solomon bugün iyi oynayan oyuncularımızdı.Solomon'un havası bile yetti bugün.Mrsic'in 3'lükleri en ihtiyacımız olan anlarda geldi gene.Bu galibiyetle hem ligin ilk yarısı aldığımız 16 sayılık farkın rövanşını hem de 2.lik koltuğunu aldık Galatasaray'dan.Seyirci ettiği küfürlerle takımı yavaşlatmadığı bölümlerde oldukça iyiydi.Bu güzel Cuma hediyesi emeği geçen herkese teşekkürler.



FENERBAHÇE ÜLKER (89): Marques Green 3 (2 asist), Willie Solomon 10 (2 ribaund- 3 asist), Mirsad Türkcan 2 (1 asist), Ömer Onan 12 (3 ribaund- 2 asist), Rasim Başak 3 (1 ribaund), Semih Erden 4 (2 ribaund- 2 asist), Gordan Giricek 2 (4 ribaund- 2 asist), Damir Mrsic 9 (2 ribaund- 1 asist), Oğuz Savaş 16 (3 ribaund- 3 asist), Ömer Aşık 6 (2 ribaund- 1 asist), Devin Smith 7 (7 ribaund- 1 asist), Emir Preldzic 15 (4 ribaund- 3 asist).

GALATASARAY CAFE CROWN (62): Quinton Hosley 12 (2 ribaund), Murat Kaya (1 ribaund), Cüneyt Erden (1 ribaund- 4 asist), Hüseyin Beşok 7 (2 ribaund- 1 asist), Dejan Milojevic 10 (5 ribaund- 1 asist), Altay Özurgancı 3 (1 ribaund), Rashid Atkins 9 (1 ribaund- 1 asist), Antonio Graves 11 (2 ribaund- 2 asist), Anthony Tolliver 4 (6 ribaund), Cemal Nalga 6 (3 ribaund).

1.PERİYOT: 24-15
2.PERİYOT: 21-14
3.PERİYOT: 18-19
4.PERİYOT: 26-14

22 Nisan 2009 Çarşamba

THE BLUE EYES



Foto by Kevin L.O'Mara...

SENDEN DAHA GÜZEL





LİVERPOOL:4-ARSENAL:4

Düşünüyorum da Premier Leauge'i sanırım biz futbol severlere panzehir olması açısından kurmuşlar heralde...Geçen hafta basına göre Dünya Derbisi olan fakat aslında en fazla Mahalle Derbisi olabilecek Galatasaray-Fenerbahçe maçının beklenilen futbolun çok çok uzağında kalması ve ardından yaşanan olaylar çirkin olaylar ile zehirlenen bünyemize Chelsea-Liverpool maçı güneş gibi doğarak hepimizi klişe Süper Lig adamı kalıbına sokup "Bunların oynadığı futbol ise bizim ligde oynanan nedir!" cümlesini söylemeye itmişti...



Bugün de gene futbol adına hepimizi zehirleyen Sivasspor-Fenerbahçe maçının hemen ardından Liverpool-Arsenal maçı acil müdahele hızında yetişip gene aynı panzehir etkiyi yaparak hepimizi mundar olmaktan kurtardı.Ha tabi şimdi bu arada bazı detaycı cingöz arkadaşlar "Chelsea-Liverpool maçı Şampiyonlar Ligi maçıydı" diye beni bozmaya çalışabilir ama bu maçı oynayan her iki takımında Premier Lig takımı olması ve Şampiyonlar Ligi'nin son senelerde İngiliz istilasına uğramasını göz önüne alarak,o maçı da Premier Lig maçı olarak kabul edebiliriz.


Neyse konudan fazla uzaklaşmadan bugün ki şahane maça dönelim,Liverpool ve Arsenal ne denebilir ki "İki yiğit çıktı meydane,ikisinde birbirinden merdana!"...Gerçekten gözümüzün pasını silip belki milyonuncu kez biz klişe adamlarına "Bunların oynadığı futbol ise bizim ligde oynanan nedir" cümlesini kurdurdular ya helal olsun.İki takımında maç öncesi önemli eksikleri vardı,Arsenal'de Van Persie,Gallas ve sakatlıktan yeni dönmüş olan Adebayor, Liverpool'da ise kaptanı ve en önemli yıldızı olan Steven Gerrard.Belki Arsenal sene içersine bu sakatlıklardam çokça yaşadığı için bu duruma alışıktılar ve oynamayan oyuncularının eksikliklerini çekmediler ama Liverpool şüphesiz ki Gerrard'ın yokluğunu bu maçta ve bu kritik dönemde çokça aradı.Liverpool aynı Real Madrid'e,aynı Manchester United'a,arada 5'lediği Aston Villa'ya,Blackburn Rovers'a ve Chelsea'ye uyguladığı 4 gollük tarifeyi Arsenal'e de uyguladı ama Chelsea maçında diğer maçların aksine kalesinde de 4 gol görünce Şampiyonlar Ligi'ne veda etmişlerdi,bugün de Arsenal'den 4 golü gördüler ve büyük ihtimalle şampiyonluğa veda ettiler...Aslını söylemek gerekirse burada şu an okuduğunuz cümleler yerine maçın önemli anlarını anlatan 4-5 paragraftan oluşan bir yazı olması gerekirdi amma velakin ben bu yazıyı yazmaktan vaz geçip hepsini sildim,neden mi çünkü bu maç anlatılmaz yaşanır statüsünde olduğu için.Arshavin'in 2. golü ayrı yaşanır üstelik.Maçı izlemeyen veya izleyemeyen arkadaşlara geçmiş olsun diyorum,izleyenlere de ne maçtı be diyorum ve maç hakkındaki gözlemlerimi maddeler halinde yazarak yazıyı bitiriyorum:



#Aslında Arshavin 90. dakika da 4. golü atınca Sun gazetesi tadında bir başlık atmayı düşünüyordum ama Benayoun'un golü planlarımı alt üst etti.Ha başlık neydi dersen ArshaWin'di anam...

#Maçı anlatan İngiliz spiker top ne zaman Torres'in ayağına değse,Torres'e "Golden Boy" diye hitap etti,Torres'de spikeri doğrularcasına "Golden"lığına yakışır iki güzel gol attı...

#Defansta Sagna,kalede de Fabianski mantarlamasa rahat alırdık bu maçı ama...

#Arshavin 1946'dan beri Liverpool'a ligde deplasmanda 4 gol atan ilk oyuncuynuş,yakışır Rus'uma...

#Bu arada Arshavin'in 27 yaşına kadar piyasada olmamasına da hem şaşırıyorum,hem de üzülüyorum...

#Kop sustu bizi dinliyor...

#Ha benim gördüğüm Liverpool'a deplasmanda 4 gol atan 2. Arsenal'li oyuncu kendisi.Zira Julio Baptista 2007 yılında,Carling Cup müsabakasında Arsenal'in Liverpool'u 6-3 yendiği maçta,Liverpool kalesine 4 gol göndermişti,artı o maçta birde penaltı kaçırmıştı...

#Arshavin'in Şampiyonlar Ligi'nde ki Manchester United maçlarında oynayamıyacak olması da çok üzücü...

#Daha önce de demiştim gene söylüyorum seneye bu yılki gibi sakatlık belası ile uğraşmazsa Arsenal şampiyonlukda bizde varız.Go Gunner Go...

#KLİŞE:Bunların oynadığı futbol ise bizim ligde oynanan nedir?


Yazıyı bitiriyorum dedim ama yazıyı hem bu maça,hem Premier Lig' hem de Arshavin'e Duman'dan bir şarkı hediye ederek bitirmek istiyorum,son albümden gelsin oku Kaan:" Kimseyi Görmedim Ben Senden Daha Güzel..."!



21 Nisan 2009 Salı

ÇİZGİ PROPAGANDA-6



Hep Amerikan propagandasını mı yayınlayacağız,bu da Anti-Amerikan bir propaganda,afişi Kuzey Kore'li arkadaşlar hazırlamış,soğuk savaş döneminde...

YAMUK SAHA


Bir önce ki postta dedim ya yamuk saha da kolum kırıldı diye,işte ona ithafen koyuyorum bu resmi.Fifa 2007'den almıştım galiba ama bu yamuk saha bizimkisi yanında halt etmiş diyeyim sen hayal et bizim sahanın eğimini,kafatasının içimde ki,beyninde...

20 Nisan 2009 Pazartesi

PES EDEN NE OLSUN?


Futbolu sevip sevmediğini nasıl anlarsın?Eğer ki dostum evde çorapla maç yaptıysan,okulda ki sırana futbolcu ismi kazıdıysan,defterlerinin en arka sayfasına rüyanda ki 11'i derlediysen,sokakta topu sevdiğin futbolcunun ismini bağırarak sürdüysen sen gerçekten futbolu seviyorsun demektir.Peki Mücadele etmeyi seviyormusun?Hırs var mı hırs?Bu soruların cevabını evet kabul ediyorum ve devam ediyorum,"Futbol asla sadece futbol değildir" felsefesini benimseyecek kadar futbolu sevdiğin halde,futbolun bazen sadece bir oyun olduğunu bilecek kadar bilinçlimisin?Bunlara da evet ise o zaman ne duruyorsun Nike Halı Saha Ligi'ne katılsana...

Bir kaç gündür NTVSPOR'da dönen Rıdvan Dilmen,Sergen Yalçın,Fuat Akdağ,Hakan Ünsal ve Burcu Esmersoy'un tanıtım reklamında yer aldığı Nike Halı Saha Ligi reklamlarını görmüşsünüzdür.Nike düzenlediği bu güzel organizasyona,"Asla Pes Etme" sloganıyla ve kendi sözleriyle çağrı yapıyor,bir önce ki paragrafta da ben kendi sözlerimle çağrı yaptım,futbolu seven herkese.Peki ben kimmiyim,ben son 5 senedir ki 3 senesi aralıksız olmak üzere,e-mailin icat edilip postanın papucunu dama atmadığı zamanlarda ki postacıların sloganı gibi kar,tipi,yağmur,çamur demeden maç yapan birisiyim(bugünki maçtada şahane bir kafa golüde atmadım değil hani)...Çocukluk dönemlerinde oynadığı maçın "Kendi kapınızın önünde oynayın" tandaslı teyze bitiş düdükleriyle sona erdirilme çabasına aldırış etmeden gün içersinde defalarca kez mahalleden mahalleye göç edip bir sonraki "Kendi kapınızın önünde oynayın" ı duyana kadar maça devam eden birisiyim...Sınıflar arası halı saha turnuvasında oynamak için girdiği maçta 30 saniye oynayabilmesine ve soyunma odasına gittiğinde yepisyeni botlarının çalınmış olmasına rağmen oynamış olduğu 30 saniyeden keyif alan birisiyim...En yamuk sahalarda oynayıp kolu kırılan,en yeni sahalarda bileği çatlayan,bileği dönen,dizleri moraran,kasları yırtılan vb... badireleri atlatmış bir futbol gazisiyim.Tamam belki hepimizde bir Lionel Messi yeteneği yok ama hepimiz en az Messi kadar seviyoruz futbolu değil mi?Seviyoruz seviyoruz,o yüzden bu sevgiyi biraz bileklere,biraz mücadeleye,biraz da hırsa dökmek isteyen herkesi tekrardan Nike Halı Saha Ligi'ne çağırıyorum ve ekliyorum Pes eden ne olsun!

NOT:Detayları üstte ki Banner'a tıklayıp öğrenebilirsiniz.

19 Nisan 2009 Pazar

ANKARASPOR:1-FENERBAHÇE:0


Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek,Bitse de gitsek...

18 Nisan 2009 Cumartesi

ÇİZGİ PROPAGANDA-5


İçinde Süperman'in olduğu son propaganda olsun mu bu...

MADDE BAĞIMLISI-4

# Naber?

# Bir Madde Bağımlısı postuyla daha bir aradayız benim cefakar okuyucum.Bil bakalım bundan bir öncekinin üzerineden kaç ay geçmiş?Bilemedin mi,söylüyorum o zaman 4 ay 10 gün.Allah bri daha bu kadar ayrı koymasın bizi emi.

# Daha önce size demiştim ya bir gıda şirketinde Müdür yardımısı oldum,elemanlar Yeşil sermaye çıcukları felan.Resmen heriflerin gülen yüzleri üzerinde ki sakallara aldanmışım.Adamlar biz seni arayacağız deyip dükkanda ne var ne yoksa alıp gitmesinler mi.Gerçi bu olaydan sonra bir kaç kez arayıp sana olan borcumuzu haftaya ödeyeceğiz,iş yerini başka yere kuruyoruz,sene gene işinde devam edeceksin dediler ama deyiş o deyiş hala arayacaklar güya.Sizin anlayacağınız iş dünyasında ki Müdür yardımcılığına kadar çıkan hızlı yükselişim bir anda yalan oldu,gene işsizim.

# Bu arada çalıştığım şirket hazır çiğ köfte üretiyordu,gıda mıdayı cool görünelim diye söylüyordum ama gene cool olamadık iyimi...

# Şu yaşıma geldim ben cool olamadım anne...

# Geçen otobüsteyim,koltukta otururken kendi kendime düşündüm acaba bu otobüste düşüncelerimi okuyan birisi varmı diye.Belki vardır böyle güçleri olan bir eleman ve bizim otobüse denk gelmiştir.O yüzden düşüncelerimi okuma ihtimali olan kişiye "Naber,nasılsın,düşünce okumak nasıl bir duygu" gibi şeyler sordum.Yanıt gelmeyince çok fazla çizgi roman okuduğumu fark ettim,ayrıca sensin deli:)

# Sakarya'da öğrenim görevini yapmakta olan arkadaşım Burak'a sesleniyorum:"Nerdesin oğlum?"

# Damon Alborn,yeni albüm çalışması için Blur ekibini yeniden toplamaya karar vermiş.Hatta albümün adı şimdiden belliymiş:Arayan belasınıda Blur,mevlasınıda.

# Evet biliyorum iğrencim ama ne yapayım dayanamıyorum arkadadaşlar,beni böyle kabul edin,beni sevin.Kırmızı trençkotlu özellikle sen sev...

# Peki benim bu Blur'lu kelime esprisini bulduğum hafta,aynı espiriyide bir arkadaşımız yapması.

# Peki o değilde,yaptığı sohber sırasında Beşiktaş'ın iyi oyununu pekiştimek için mahallenin Beşiktaş'lı kasabına "Artık iyi oynuyoruz abi,Kasap gibi oynamıyoruz" diyerek güzel bir gafa imza atan arkadaşıma ne demeli,bu arada kendisini buradan selamlarım:)

# Pazartesileri geleneksel Sinema Günü yapmamıza karar vermemizin akabinde ki ikinci Sinema Günü'müzde beni ve sinema günlerini satan arkadaşımı da selamlarım burdan ki o arkdaşım Blur esprisini yapan arkadaşla aynı kişidir...

# Çarşambaları Rakı Günü yapmamızın akabide ki ikinci Rakı Günü'müzde beni satan arkadaşlarıma da selam yollarım ki o arkadaşlarımdan birisi beni Sinema Günü'nde satan arkadaşımla aynı kişidir...

# Yanlız şaka maka öyle bir Rakı Günü yaptık,Rakı sofrası Rakı sofrası olalı böyle güzellik görmemişti.Bak sofradakileri sayıyorum 250 tane Midye tava(biz kızarttık),çiğ köfte,acı ezme,Amerikan Salatası,Ton balıklı salata vb...

# Edison'un şerefsiz olduğunu biliyordum da bu kadar şerefsiz olduğun bilmiyordum.Zamanında Tesla'yı öldürten Edison'un yicat ettiğini bildiğim bir ampul vardı ama meğerse o bile onun değilmiş.Ntvmsnbc'nin yanlış biline mucitler haberinde ki icatların yarısına sahiplenmiş bu Edison lavuğu,aha burdan girin siteye isterseniz sizde bakın...

# Lerzan Mutlu ölmemiş,geçen Saba Tümer'le bu gece de gördüm ama programı ıssız ada da çekiyorlar...

# Zamanında Hatırla Sevgili setinde çalışan arkadaşımı ziyaret için sete gitmiştim ama o gün benim şansıma Beren Saat yoktu,olsaydı valla gidip öpücektim kendisini ama yoktu,şimdi ne zaman Aşk-ı Memnu'da Beren'i görsem o gün geliyor aklıma üzülüyorum,yaa yaa işte böyle...

# Gün gelecek benimde postlarımda 10'ar,20'şer yorumlar olacak...

# Selami Şahin yok ama bir güç var...


# Geçenlerde Çağla bana en anlamlı küfürünü etti.Bak "Abi lan sen malsın ha,ben de senin yeteneğin olsa durmadan bir şeyler çizerdim sen mal mal oturuyosun!" dedi.Çağla'yı o an döverken söylediklerinde haklılık payı olduğunu düşündüm.

# Şaka lan dövmedim tabi ki,önce sensin mal diyip,sonra da haklısın dedim...

# Harbiden haklı ama insanın tembelliğe alışması çok kötü bir şey,bende bu ahiret uykusundan uyanıp çizmeye başladım,sanırsam 2 hafta sonra karikatürlerimi Uykusuz'da felan görürsünüz...

# Daha önce anlattığım Messer Chups konserinden sonra sabaha karşı evinde yatıya kalmaya gittiğimiz arkadaşın evinde Recep İvedik 2'yi izledik dalgasına ve gülmekten nefes alamadık.Dün Çağla ile komedi filmi olsun ayağına tekrar izledim ve inanılmaz sıkıldım,o an anladım ki bu filme gülmek için kafanızın güzel olması lazım,zira o gün filme kopanların ben dahil alayı sağlam içmişti,çok sağlam...

# 3 hafta sonra halı saha maçını kaybettik.Gerçi ondan önceki haftalarda da çok kaşınıyoduk ama bir şekilde yeniyorduk bu hafta çekirge gibi sıçrayamadık ve yenildik.Şimdi yenilginin suçunu kimseye atmak istemiyorum ama eğer blogumu okuyorsan Sinan abi lütfen defansta çalım yapma gözünü sevem,Güney abi sende her terden kaleye vurma be abi,ne zaman nerde pas vereceğin belli olmadığı içün paslarına hareketlenemiyoruz be abi...

# Şu an nette dönen Kızsız Adam videosu varya millet onu övüyor inanılmaz bir şekilde ve baya gülüyorlar.Hadi bundan bir 10 sene önce olsa anlarım bu olayları ama benim bildiğim 90 yıllarda bolca çekilen başka filmleri tii ye alan bu Leslie Nielsen komedisi tarih oldu ve artık güldürmüyor,bilmiyorum artık...

# Gene Pamuk Prenses-2 diye bir kısa film var Erkan Can'ın oynadığı onda da durum farklı değil.Hani Erkan Can'ın anlattığı bir masalların gerçek yüzü kısmı var güzel,gerisi Snatch,Lock Stok And Two Smoking Barrels ve Tarantino filmerinin kolajı gibi bir şey olmuş.Çok fazla sokak özlü sözü var felan.Dedim ya 10 sene önce olsa neyse de bunlar çokça yapıldı be abi...

# Bende her genç gibi kısa film senaryosu yazmaya başladım,hayırlı olsun...

# Bence Din Hocaları,rotasyonlu sistemde ki Joker oyuncu gibidir.Şimdi bu joker oyuncu dediğimiz herif hocası nerde görev verse yapar ya,Din hocaları da öyle.Okulda hangi ders boşsa ona giriyorlar,bir nevi joker oyuncu işte yalansa yalan deyin:)

# Aslında bu yayımladığım Çizgi Propaganda serisini bir yazı halinde sizlere sunmayı planlıyordum ama hem bu olayın tarihi çok gerilere dayandığından hem de bu bloga gelen herkesin benim kadar çizgi roman meraklısı olmadığını tahmin ettiğimden sadece resimleri yayınlaya karar verdim,ha siz derseniz yaz bir okuruz o zaman yazarım ama dermisiniz...

# Manga yazı dizisini yazmayı unuttuğumu sanmayın yazacağım...valla lan:)

# Biz kaçıncı DÜnya ülkesi sınıfındayız size söyleyim mi,bence 2. dünya ülkesiyiz.Tabi bu soruyu bizim halkımıza sorarsanız en birinci dünya ülkesi ama elin gavuruna sorarsanız 3. dünya ülkesi çıkarız ama işin doğrusu biz 2. dünya ülkesiyiz bana göre.Bence sanki bu refah düzeyi yüksek ülkeleri(Norveç,İsviçre,Almanya) gibi 1. dünya ülkelerini gerek bireysel,gerekse toplumsal halkının hem bilinçliliği olsun hem ekonomik şartları hem de yaşam standartları olarak bize örnek olsun diye koymuşlar.Efendim sonracığıma bu fakirlikten kırılan Afrika ülkeleri olsun,Orta Doğu ülkeleri olsun,Hindistan gibi ülkeleri de halimize şükredelim diye koymuşlar ondan yola çıkarak diyorum ki biz 2. dünya ülkesiyiz,itirazı olan ya şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar sussun...

# Uzun zamandır komiksel öyküler felan yazmıyorum o yüzden şimdiden yazacağım bir kaç tanesini buraya yazayımda unutmayayım,sizde unutturmayın.Korku kuşağında Calculartor'ün Laneti.Bilim-Teknik kuşağında Deney'i.Bilim-Kurgu kuşağında Robojop'u,Drama kuşağında ise Maskeler'i yazacağım uyandırayım...

# Artık hiç bir kız msn iletisinde Fırat cümleleri kurmasın lütfen.Ajkım,sevgülüm,titret gibi en msnsel şeyleri yazın ama "Dinimiz amin" felan yazmayın lütfen kızlar,lütfen...

# Kısmetsizlik yazımda demiştim Fenerbahçe grup olayında kısmetsiz diye bak sanki bu dediğimi doğrular gibi Peace Cup'da bile en zor gruba düştük lan...

# Daha bir şeyler yazacaktım ama gel görki unuttum o yüzden fazla cılkını çıkartmadan kapatayım bu maddeleri de sizi aşırı dozajda madde kullanımından komaya sokmayayım.Bir daha ki Madde Bağımlısı'nda görüşene kadar kendine iyi bak okuyucu,bak havalar ısınıyo diye yalancı güneşe aldanıp artist artist çıkma sokağa motoru bozarsın mazallah,tamam mı canım benim,hadi öptüm "KİB"!

DERBI ATMOSPHERE


Şubat 2007, Kızılyıldız-Partizan maçı...



foto by Jon Hall...

ALO NEVRESİM TAKIMI-2



ALENGİR:Alo iyi günler Fatih Terim'le mi görüşüyorum?

F.T:Si canım.

ALENGİR:Hocam merhaba ,Nevresim Takımı'ndan Alengir ben.

F.T:Ooo Alengir'ciğim nasılsın canım,hiç aramıyosun hayırsız...

ALENGİR:Hocam kusura bakma ya iş güçten zaman bulup arayamadım ama bundan sonra zaman buldukça aramaya çalışırım...Neyse hocam benim sana bir kaç sorum olacaktı izninle...

F.T:Ne demek Alengir'ciğim,ne izni ciğerim,istediğini sorabilirsin...

ALENGİR:Sağolun hocam,o zaman sorularıma başlıyorum.Öncelikle geçmiş olsun dedikten sonra soriyim,İspanya maçlarında ne oldu?

F.T:Hiç sorma yaa...

ALENGİR:E hocam az önce istediğini sorabilirsin dediniz?

F.T:Hahahah,ilahi Alengir ne saf çocuksun,o anlamda demedim lan ben,üzüntü bağlamında söyledim,lafın gelişi işte be olum...

ALENGİR:Heee anladım,kusura bakma hocam,bir anlık şaşkınlık benimkisi işte!Neyse hocam soruya dönecek olursak,Dünya Kupası elemelerinde mutlak kazanmak zorunda çıktığımız İspanya maçlarını neden kaybettik...

F.T:Ya hep o salak Volkan yüzünden lan,kornerde topu ıskalamasa hiç bunlar olmayacaktı...

ALENGİR:Eee peki o maç öyle de İspanya'da ki maç niye öyle oldu,hani Dünya büyükse bizde büyüktük,hani Amansız olacaktık?

F.T:Golü çok zamansız yedik ondan,yoksa süper oynuyoduk lan,ahh bizim kepçük karşı karşıya Casillas'ı bir zıbartaydı varya,sen o zaman görürdün şenliği...

ALENGİR:Peki hocam şimdi grupta 3. sıradayız ve 4 puan üstümüzde olan rakibimiz Bosna ile deplasmanda çok kritik bir maçımız var ve Bosna'nın kilit oyuncular inanılmaz formda,bu maç niçin ne diyorsunuz?

F.T:Yaa adam mı onlar ya,bi vuruşluk canları var,gider alır geliriz,Belçika'ya da deplasmanda ekledikmiydi,gruptan çıkarız,play-off'dan gelenede çakarız...

ALENGİR:Hocam kendinizden çok emin konuşuyorsunuz?

F.T:Fatih Terim emin olduğu için Fatih Terim olmuştur!

ALENGİR:Vayy hocam lafı da hemen koydun!

F.T:Ne sandın yaprağım Adanalıyız allahın adamıyız!Şaka bir yana arada evde çalışıyorum ben bu lafları yeri geldiğinde de yapıştırıyorum ehehe,kimseye söyleme ha!

ALENGİR:Hocam o değilde benim size bir teklifim olacak...

F.T:Söyle canım?

ALENGİR:Hocam şimdi bizim amcaoğlu Recep dershaneler zinciri açıyo,senin de dersaheneler baş antrenörü olmanı istiyo,dolgun maaş yol,yemek,sigorta artı 6 ayda bir çift maaş,ne diyorsunuz?

F.T:Olur lan,zaten canım sıkılmıştı bu stresten,her zaman kamera önünde şov yapmaktan,tamamdır hacı ben varım.

ALENGİR:Hee hocam bir şey daha,dershanenin sloganında da senin eskiden söylemiş olduğun bir özlü sözü kullanmak istiyoruz...

F.T:Oluuur,hangisi,nasıl olucak söyle bi bakiyim ?

ALENGİR: Recep Dershaneleri DERS ALMIYORUZ,DERS VERİYORUZ!

17 Nisan 2009 Cuma

ÇİZGİ PROPAGANDA-4


Thank God, Amerika bu sefer de Grenada 'yı (Karayiplerde küçük bir ada) Komünist Küba'lılardan kurtarıyor

İSMET BU NE KISMET(SİZLİK)


Türk sinemasının 70 yıllarda televizyonun etkisine yenik düşerek azalan seyirciyi salona çekmek için Erotik ve Pornografik film furyasına kapıldığını sanırım hepiniz biliyorsunuz.Başlıkta ki kafiyeli yazı da bu bahsettiğim erotik film furyasının ürünü olan 1978 yapımı baş rollerini Hadi Çaman ve Meral Deniz'in paylaştığı İsmet Bu Ne Kısmet'den gelmektedir.Amma velakin şunu hemen belirteyim bu yazı Türk Erotik sineması hakkında yazılmış bir sinema yazısı felan değildir,beni bu filmde,hatta filmin isminde ilgilendiren tek kısım "Kısmet" bölümü.Yazım Fenerbahçe'nin bu sene Şampiyonlar Ligi'nde karşılaştığı rakipleri kısmet bazlı bir değerlendirme üzerine .Ha siz derseniz o zaman neden başlığı sadece Kısmet diye atmadın,ilgi çekmek felan mı amacın artist?Hayır sevgili okuyucu hayır derim,amacım kuru kuruya bir Kısmet yazan başlık atmadan,hem etkileyici bir başlangıç yapabilmek,hem de sabah patronundan fırça yiyeniniz olsun,sevgilisinden ayrılanınız olsun,otobüste yaşlı bir teyzenin "Evladım şu camı açarımısın?" ricası üzerine kendinizi ne kadar zorlasanızda o lanet olası camı açamamanız ve siz cam ile cebelleşirken sizi izleyen otobüs ahalisine dönüp camı açamamanın verdiği utançla yüzünüz kıpkırmızı bir halde "Sıkışmış" diye açıklama yaptıktan sonra,sabahları kahvaltısında ekmek arası poğaça yiyen yağız bir Anadolu delikanlısının sizin açamadığınız camı tek hamlede açarak ve sizin erkekliğinizi ve karizmamtrak duruşunuzu bir çırpıda silmesininin getirdiği moral bozukluğu olsun, her türden moral bozukluğu olan kişileri bir nebze güldürüp komikler yaparak o masum ve çocuksu yüzünüzde ufak bir tebessüm görebilmektir.Gül benim canım okuyucum gül,gülüyosun diye sataşan felan olursa bana söyle,arkamız sağlamdır icabında anadınmı...



Neyse zevzekliği bir kenara bırakıp asıl konumuza gelelim,çünkü burası ciddi bir kurum,zevzekliğin lüzumu yok(bak hala)!Şimdi efendim malumunuz bu sene Fenerbahçe hem ligde hem de Şampiyonlar Ligin'de oldukça kötü bir performans çizdi.Özellikle taraftarın çok şey beklediği Şampiyonlar Ligi platformunda alınan sadece 2 puan büyük hayal kırıklığı yarattı.Geçen sene gelen Çeyrek Final başarısı ile taraftarının ağzına bir parmak çalan Fenerbahçe'nin bu sene ki kötü oyunu neticesinde kazandığı grup sonunculuğu bu hayal kırıklığını 2 kat arttırdı.Bu başarısızlığın arkasında yatan nedenlere baktığımızda yönetimin yanlış transfer politikası,işleyen takımın en kilit oyuncularından birini elinden kaçırıp yerinin dolduramaması ve gene bu işleyen takımı yaratan teknik direktör ile yolların ayrılması ve buna benzer nedenleri sıralayabiliriz ama benim değinmek istediğim az öncede filmin isminden yola çıkarak açıkladığım "kısmet"konusunun takım üstünde ki etkisi...



Gerçektende işin içinde ki bu Kısmetsizlik faktörü göz ardı edilemezki konuyu açtığımda bunu daha iyi anlayacsınız.Kuralar çekilip rakiplerimiz belli olduğunda medyamız tarafından küçük görülen diğer takımların yanında gruptan rahatlıkla çıkacağı söylenilen "Avrupa'nın yeni prensi" Fenerbahçe grup sonuncusu olarak bir senede kendisine verilen tüm ünvanlardan olup,Prensliği lağvetti.Medyamız tarafından küçük görülen ve bu küçük görme olayını pekiştirmek için gelen takım ister İzlanda 3. Ligi takımı isterse bu grupta ki örneğinde olduğu gibi İngiliz Devi Arsenal olsun ayırt etmeksizin "Artık eski gücünde değil" denen takımlara teker teker bir bakalım...



ARSENAL:Evet onlara bile geçen sene ki kadar güçlü değil dedi medyamız ve fakat onlar aslında geçen senekinden bile güçlüler.Sene başında Flamini ve Senderos gibi iki önemli oyuncusunu kaybetmiş olabilir Arsenal.Hadi Senderos değilde Flamini'yi yeri dolamayacak bir oyunucu gibi nitelendirdi medyamız ama bu takımın hocasının Arsene Wenger olduğunu çabuk unuttular.Her zaman bir B planı olan Wenger şapkadan Denilson'u çıkartarak gene büyüklüğünü kanıtladı.Sezon içinde yaşadığı sakatlıklar yüzünden Şampiyonluk yarışından uzak kalan Arsenal,önemli oyuncularının sakatlıktan dönmesiyle vites yükselterek seri galibiyerler almaya başladılar.Ligde son 6 maçının hepsini kazanan Arsenal,Şampiyonlar Ligi'nde Roma ve Villareal gibi güçlü rakiplerini saf dışı bırakarak Yarı Finale yükseldi.Bu takımı finalde kupayı alırken görmek şaşırtıcı olmasa gerek.

PORTO:Son 3 senenin Portekiz Ligi şampiyonu,son 5 senenin Şampiyonlar Ligi'nde en az 2.tur görmüş olan bu takım hakkında tek bir şey söyleyeceğim,son Şampiyonlar Ligi şampiyonu ve sezonun en flaş iki takımından biri olan Manchester United'ı attığı golün üzerine yatmaya zorladılar,varın gerisini siz düşünün!

DİNAMO KİEV:Grubun en zayıf halkası görülen Ukrayna'nın ekol takımı.Ligde en yakın rakibinin 15 puan önünde açık ara lideri.Porto'yu Manchester'ın bu haftaki galbiyetine değin İngiliz takımlarının bile deplasmanda yenemediği Dragao stadında bile yeneni.Kendi sahalarında ki maçta 90. dakika gol atmak için saldırırlarken direkten dönen topları gidip kendi kalelerinde gol olmasa belki gruptan çıkan onlar olacaktı.Hatta ilk maçta Arsenal bile 88. dakika da attığı gol ile Kiev'den 1 puanı çıkarmıştı,yani anlayacağınız dişli bir takım.Peki onlar şimdi nerde,UEFA Kupası yarı finalindeler,gene kendi ülkelerinin takımı olan Shaktar Donetsk ile eşleşdiler ve finale çıkma ihtimalleri oldukça yüksek.Peki kupayı almaları düşük bir ihtimal mi?Hiç sanmıyorum!



Şimdi üsteki takımların bugün geldiği konuma bakarak,Fenerbahçe'nin çıkması kolay denilen grupta yaşadığı kısmetsizliği biraz da olsa görmüşsünüzdür.Yanlış anlaşılma olmasın amacım Fenerbahçe'nin bu seneki başarızılığını şansızlık faktörüne bağlamak değil,başarızılığımızın en önemli nedenlerinden bazılarını yukarıda saydım zaten.Benim anlatmak istediğim geçen sene ön eleme turunda o kadar güçlü takım arasından Anderlecht'i çekmemizi sağlayan,gruplardan sonra 2. turda diğerlerine göre en güçsüz grup lideri olan Sevilla ile eşleşmemizi sağlayan kısmetimizin bu sene kesinlikle yanımızda olmadığını göstermektir.Ayrıca bu tablo bana Şampiyonlar Ligi'nde 0 puan çektiğimiz o kabus sezonda ki kısmetsizliğimi de hatırlatmıyor değil.Zira O sezon hatırlarsınız Fenerbahçe'nin grubunda ki takımlardan Bayer Leverkusen finale,Barcelona yarı finale çıkmıştı,Lyon'un da ne olduğunu zaten biliyorsunuz.Şimdi sorarım size bu işin içinde bir kısmetsizlik yokmu!

16 Nisan 2009 Perşembe

ÇİZGİ PROPAGANDA-3



Süperman olmasa kim bilir bu kaka Koministler neler yapacaktı Dünya'ya!

8 MADDEDE FUTBOLCU TAVLAMA




Geçtiğimiz sene Beşiktaş'a transferine ramak kala Youtube'da ki yakışıksız görüntüleri yüzünden,Beşiktaş'ın transferinden vazgeçtiği ve şu an Bundeliga takımlarından Karsruher'de oynayan sansasyonel Hırvat oyuncu Dino Dpric'in,en az kendisi kadar sansasyonel olan şarkıcı,manken ve kimi kaynaklara göre de eski bir Playboy modeli olduğu iddia edilen eşi Nives Celcius,gene sansasyonel bir olaya imza atmış.Az önce saydığım vasıfalarının yanına şimdi de köşe yazarlığını ekleyen Nives Celcius, Alman Bild gazetesine yazdığı köşe yazısında,evlilik çağına gelmiş genç kızlar için 8 maddelik bir "Futbolcu nasıl tavlanır" yazısı hazırlamış. 3. maddesi Neşeli Günler filminde Ayşen Gruda'nın Şener Şen'e uyguladığı "Annem göster ama elletme dedi" taktiğine dayanan yazının kalan diğer faydalı maddeleri aşşağıdakiler:

1- Sakın bir futbolcuyla olduktan sonra, diğerine gitmeyin. Eğer bir futbolcuyu evlenmeye ikna edemediyseniz, işiniz diğerinde çok zor. Futbolcular arasında büyük bir arkadaşlık bağı vardır.

2- Hiçbir randevuda para ödemeyin. Onlar çok para kazanır ve kadınlara para harcamaktan hoşlanırlar. Bunu göstermek isterler, gençlerdir. Bırakın parayı o ödesin.

3- Sakın kendinizi tamamen açmayın. Bir yanınız mutlaka gizemli kalsın. Sizi tam keşfettikten sonra, bırakır başkasına gider.

4- Hiçbir zaman onu bunaltmayın. "Neredeydin, saat kaç, kimleydin, niye geç kaldın" bu soruları asla sormayın. Onlar gençtir ve biraz da yaşamaya ihtiyaçları var.

5- Zor maçlardan önce onu yormayın. İyi davranın sevecenlik gösterin. Futboldan anlamaya çalışın. Kaybettiği bir maç sonrasında onu en iyi teksin edecek şey, güzel bir sekstir.

6- Seks hayatınız muhteşem olmalı. Seks sporcular için gereklidir. Sakın sizden sıkılmasın.

7- Hemen evlilik ve çocuk konularına girmeyin. Onu bunaltırsınız. Futbolcular, evlendiğinde sanki kadınlara bir iyilik yaptıklarını veya başına talih kuşu kondurduklarını düşünüyor. Bu çok doğru ama dışarı vurmamaya çalışın. İstekli görünmeyin.

8- Onu hep düşündüğünüz gösterin ama aptallık yapıp alçak gönüllü olmayın. Verdiği pahalı hediyeleri sakın geri çevirmeyin. Ancak siz de ona küçük ucuz şeyler alabilirsiniz.



Artık Nives hanım kızımızın yazdığı maddeler ne kadar doğrudur,ne kadar yanlıştır bilemem ama bu maddelerin doğruluğunu bu işin Türkiye'de ki duayeni olan Esra Balammir'e sormak lazım.Hatırlarsınız bir ara içinde Yusuf Şimşek,Ali Güneş ve Serhat Akın'ın bulunduğu bir aşk dörtgeni ile bizim kulübe musallat olmuştu kendileri...

15 Nisan 2009 Çarşamba

HILLSBOROUGH REMEMBERED


Liverpool'un resmi sitesinin girişinde yer alan bu resimde ki insanlar, 20. yıl dönümü ile anılan Hillsborough faciasında,hayatını kaybeden 96 Liverpool taraftarı!

ÇİZGİ PROPAGANDA-2


Günümüzde de bu propaganda olayını başarı ile sürdüren Amerikanın,geçmişte hiç propaganda yapmadığını mı sanıyordun yoksa.Çok safsın bebeğim!

MESSER CHUPS



Messer Chups'nedir dersen işte buymuş:

Oleg Gitarkin ve Zombie Girl lakaplı Sveta Nagaeva’dan oluşan Messer Chups, St.Petersburg merkezli bir rockabilly ve surf müziği topluluğu. 1998'den beri surf ritimleri üzerine yerleştirdikleri melodilerini eskilerin korku, vampir, zombi ve casus filmlerinden aldıkları melodi ve konuşmalarla zenginleştiren Messer Chups, bu genç yaşında kendini kült mertebesine oturtmuş bir isim.

Bir dönem dünyaca ünlü theremin sanatçısı Lydia Kavina'yı da kadroya alan, baştan sona hareketli müzikleri, sahne görselleri ile her daim ilgi çekmeyi başaran topluluğun ismi Almanca'da bıçak anlamına gelen messer ve Chupa Chups lolipoplarından geliyor.

1998 senesinden beri sörf ritimleriyle şekillendirdikleri melodilerini, 50’li ve 60’lı yılların havasıyla birleştirip ortaya oldukça eğlenceli ve karanlık bir sound çıkaran Messer Chups’ın ilgi çeken yönlerinden biri de şüphesiz sahne görselleri.

Her ne kadar grubun müziğinde 50 sene öncesinin izlerini bulmak mümkün olsa da, Messer Chups'ın surf, rockability, caz hatta country arasında gidip gelen eğlenceli müziği aslında geçmişi değil, günümüzü de değil; fakat geleceği kulaklarınıza taşıyor. Onlar sadece geleceğin 50 sene önce yaşanmış olduğuna inanıyor.


Yukarıda ki cümleler bana ait değil, Mtv.com.tr'ye ait çünkü bu grubun yaptığı müziği tanımlayacak kadar derin müzik bilgim yok benim ve fekat bana sorsaydın Messer Chups nedir diye ey okuyucu sana spontane gelişen bir günün harikulade hediyesidir derdim...



Spontaneydi gerçekten Cumartesi günü benim için,çünkü öncesinde hiç bir plan yapılmamışken akşam saatlerinde gittiğimiz Taksim'de arkadaş ortamından,arkadaş ortamına ışınlanmam sonucunda haberdar oldum bu konserden.Arkadaşlarım bana "Rus'a gidiyoruz" dediler,"Nasıl yani?" dedim."Rus bir grup var,Messer Chups diye,bu akşam Dogz Star'da konserleri var,harbiden dehşetler!" gibi genç insanlara özgü övgülerde bulundular,en azından cümle içinde ki "Dehşet" kelimesinin öyle olduğunu düşünüyordum ben ta ki grubun izleyene değin.Neyse olur,gideriz gibi kendinden emin olmayan cümleler kurunca bendeniz,grubun bass gitaristi olan hatunu kesinlikle görmem gerktiğini,koşup kafa atılacak bir güzelliği olduğunu söyleyip söyleyip beni can evimden vurduklarında,konsere gitmekten başka bir çarem kalmadı.Konserin başlamasına doğru Dogz Star'ın olduğu sokakta elimizde biralarımızla,belimizde baltalarımız alkolle ön sevişmemizi yaparken yanımızdan ben diyeyim bir ahu,sen de bir kara melek,bir hatun geçmesin mi .Dediler bu hatundur sana dediğimiz Rus,dedim "O Rus bu çocuğu sever mi bilmem ama bu çocuk sevmek var o Rus'u hede höy!"...




Saatler 23:00'ı gösterdiği zaman konser başlamıştı,benim aklımda eğer ki grubun yaptığı müzik beni sarmazsa en kötü Zombie Girl lakaplı,bassçı olan Sveta'yı izleme düşünceleri vardı fekat elemanlar parçalarını ardarda çaldıkça grup hakkında ki tüm ön yargılarımdan kurtulup,kendimi biraz Tarantino filmlerinden ve çokça o yukarda ki açıklamada da belirtildiği gibi 50'lerin korku filmlerinden çıkan bu eğlenceli müziğin ritmine bıraktım,yaptığım Twist hareketleriyle bezenmiş robot dansı figürlerini görmenizi istermiydim bilmem.Sahnede parçalarla eşliğinde barkovizyon ile gösterimi yapılan eski korku filmleri de oldukça ilginç ve bir o kadar da eğlenceli idi tıpkı grubun müziği gibi.Bir müddet sonra zaman kavramını yitirdiğimizi,grubun son parçalarını çaldıklarını söylemesiyle anladık,zira saat 2 küsüre geliyordu.Tabi ki taa allahın Rusya'sında gelen grubu bis yapmadan göndermek olmazdı, onlar da bizleri kırmayarak bise cevap vererek bir kaç parça daha çaldılar.Ben bu arada iyice Zombie Girl'e kilitlenmiş haldeydim.Grubun gitaristi ve aynı zaman kurucusu olan Oleg Gitarkin herifi çaldıkları son parçaları da bitirdikten sonra grup elemanlarını seyriciye takdim etme faslına geçti.Davulda şu,gitarda bu dedikten sonra sıra bizim hatuna geldi,Oleg herifi bass gitarda Sveta'nın ismini söylesi ile benim kendimi tutamayıp "Allahına gurbaaan!" diye bağırmam ve benim bu içten gelen histerik tepkime konser alanında ki herkesin kahkaha ile reaksiyon göstermesi,ek parantez sanki dediklerimi anlamaş gibi grubunda sürü psikolijisinden etkilenip gülmesi,hep hoş şeyler bunlar,ağaçlar...



O değilde tekrardan bana Messer Chups nedir derseniz okuyucu,size spontane bir günün harikulade hediyesidir derim ve eklerim Messer Chups dehşetli bir eğlencedir ve çokça Zombie Girl'dür.Zombie Girl kurban olunabilitesi çok yüksek bir şahıstır...

Grubun müziği hakkında fikriniz olması için altta ki çok uzun uğraşlar sonucu bulduğum şarkıyı koyuyorum ama bundan daha güzel şarkıları olduğunu bilesiniz.Şimdilik bununla idare edin,başka şarkılarını da bulabilirsem,paylaşırım sizinle,o zamana kadar Yaşar Dedeman Lisesi 9/D sınıfı öğrencilerinden,333 numara Eser Kalın...