9 Aralık 2008 Salı

En Efsane Sitcom Karakterleri Top 5

Bu yazıda, ülkemizde Birol Güven'in çok kötü örneklerini verdiği,normalin bir hayli üstünde karikatürize ettiği karakterler ve onlar için bulduğu slagon cümlelerin (light erkek,anaa,çıldırıcam ya çıldırıcam,bababa) dizinin bütününü oluşturduğu, sit-com (situation comedy) yani durum komedilerinin asıl örnekleri olan tv serilerinin nerdeyse dizinin bile önüne geçmiş efsane karakterlerinden oluşan bir en iyi 5 sıralamasını yapacağım,unuttuklarım ve listeye koymadıklarım için şimdiden özür dileyerek sıralamaya başlıyorum...



5-JACK McFARLAND:1998 yapımlı Will and Grace'in sıradışı,ego manyağı,eşcinsel,Cher manyağı,sevimli ve son derece komik karakteri.İşsiz olduğundan her zaman en iyi arkadaşı Will'den otlanır,Just Jack adlı tutmayan oyunculuk performansı vardır,dizinin bir diğer komik karakteri Karen ile olan tuhaf dostluk ilişkisi ve diyalogları izleyiciyi kendinken geçirecek kadar komiktir ve 5 numaraya gitmeye hak kazanmıştır.



4-BARNET STİNSON: How I Met Your Mother'ın takım elbiseli ve seks bağımlısı sarışın karakteridir,aynı zaman da listeye giren karakterler arasın da dizisi hala devam eden tek karakterdir.Hatun tavlamak için atamayacağı yalan ve yapamayacağı plan yoktur.Yaptığı planlar o kadar zekice ve yaratıcıdır ki,kız tavlamaya çalıştığı zamanın yarısını çalışarak geçirse New York 'un yarısı şimdi onun olurdu.Brolar arasın da ki kardeşliğin bozulmaması için Benjamin Franklin ve George Washington'ın bile onayladığı The Bro Code'u yazmıştır,"awasome","legen wait for it...dary,legendary","suit up","high five"gibi favori cümlelerini sıklıkla kullanır.Gerçek hayatta eşcinsel olan Neil Patrick Harris'in Barney Stinson gibi bir kadın manyağını bu kadar güzel canlandırıp bizi güldürebilmesi,listeye rahatlıkla girmesine yetmiştir.



3-AL BUNDY: Ne denilebilir ki bir efsane,10 yıl-261 bölüm boyunca Amerika ve tüm dünyayı kırmaktan geçirmiştir bu Chicago lu ayakkabı satıcısı.Şişman kadınlara özel bir düşmanlığı vardır ve sürekli onlarla dalga geçer,NO MA'AM(National Orgazination of Men Aganist Amazonian Masterhood)'un kurucusudur.Karısı Peg'den hem nefret eder hem de çok sever(bunu kendisine asılan onca playboy hatununa rağmen Peg'i aldatmamasından anlıyoruz),dünya da karısıyla yatmamak için baş ağrısı taklidi yapan tek erkektir belki de.Peg in yemek yapmamasından dolayı yediği en adam gibi yiyecek Tang'dir!Hayatta ki tek başarısı olan lisede bir Amerikan Futbol'u maçında atmış olduğu 4 golü ağzından hiç düşürmez ve dünyamız bir keresinde onun çoraplarının ürettiği enerji sayesinde yok olmaktan kurtulmuştur.



2-COSMO KRAMER: Seinfeld gibi bütün karakterlerinin komik ve efsane olduğu dizide en komik ve efsane karakter olmayı başarabilmesi 2. sırayı almasına yetmiştir.Jerry'nin karşı komşusudur.Jerry'nin evine kapıyı çalmadan zırt pırt kayarak girmesi ve sürekli Jerry'nin buzdolabından otlanması alamet-i harikalarından sadece bir tanesidir.Saçı ve giyim tarzı hakkında söylenebilecek tek şey tam bir Kramer tarzı olduğudur,en tuhaf karakterlerle rahat bir şekilde anlaşabilmesi(Newman,Soup Nazi,Mickey Abbott)sanırım kendisinin de iflah olmaz bir tuhaf olmasından kaynaklanmaktadır.Kahve sehpası olarak da kullanılabilen bir "Kahve Sehpası" kitabı yazmıştır.Aşırı sigara içtiği ve yüzünün deforme olduğu bir bölümde Marlboro ya açtığı dava da milyonlarca dolar kazanabilecekken tazminat olarak bir gökdelenin tepesinde ki afişte göz kırpan Marlboro Adamı olmayı seçmesi bile tv dünyasının en efsane karakterleri arasına girmesene yeter.Bizi güldüren yüzlerce tuhaf fikri ve hareketi vardır bunlar arasın da benim hatırlayabildiğim şunlar vardır:

#Tereyağıyla traş olmak!

#Duş alırken aynı anda aldığı sebze ve meyveleri de yıkamak!

#Kumsal kokulu parfüm!

#Evine merdiven şeklinde katlar inşa etmek!

#Kıyafetleri fırında ısıtarak giymek!

#Bir show programının atmış olduğu dekoru evine kurarak,evinde bir show programı yapmak!

#Kumsal da golf oynamak ve okyanusa attığı toplardan birisinin bir balinanın nefes deliğine girmesi!



1-JEFF MURDOCK:Diziyi izleyenler ve Jeff'i tanıyanlar sırf bu ismi duydukların da bile gülmeye başlarlar,diziyi hiç izleyemenler ise diziyi ilk kez izleme ve Jeff Murdock'a ilk kez tanık olma şanslarından dolayı kendilerine müthiş bir şekilde özenme nedenimdir,tahminimce her Coupling'cinin de nedenidir.Tam olarak ifade edemedim bahsettiğim duyguyu ama diziyi izleyince bana hak verecekseniz.Birinci sıra için Kramer ve Jeff arasında muallakta kalmıştım ilk anda fakat biraz düşününce sadece 26 bölümcük süren ve efsaneler arasına girmiş bir dizinin 22 bölümünde oynayarak bu kadar iz bırakmış ve gülmekten gözümden yaşlar gelmesine neden olmuş bir karakteri bir numaraya koymanın daha uygun olacağını düşündüm.Bir adam düşünün bir bayanla olan muhabbetinde nasıl becerdiyse kıza tek bacağının kesildiğini söyleyen,bir adam düşünün ki çocukken deftere yüzlerce kez "naked" yazıp yüzüne süren,bir adam düşünün ki göğüsler için kullanılabilecek 8000 isim bulan...bunlar gibi daha bir çok Jeff efsanesi yazmaya devam edebilirim ama o zaman bu yazı top 5 yazısından çıkıp Jeff Murdock yazısına döner,o yüzden kendimi dizginleyip en birinci Jeff diyorum,Coupling'i izlemeyenlere ise ellerini çabuk tutup her bölümü en az 10 kez izlemek suretiyle Coupling efsanesine başlamayı öneriyorum.

CAPTAİN TSUBASA



Tsubasa hakkında bir yazı değil bu,sadece bir haber vermek istedim.Eğer sizde benim gibi indirmeden film ya da dizi izlemeyi seviyor ve Tsubasa ya özlem duyuyor,tekrardan yarım saatte geçilen orta sahalara,içeri adam sokarken yamulan toplara,akula vuruşuna ve havada 10 dakika asılı kalırken parandeler çizilerek vurulan toplara boğulmak istiyorsanız müjde,çünkü şu an itibariyle gördüğüm kadarıyla güzel site Diziport dizi listesinde Captain Tsubasa 2002 yi de yayınlamaya başlamış,işte burdan siteye girebilir,futbolun çizgi film tarafına doyabilirsiniz,devam mı,devam...

SELİN DEMİRATAR



Zamanın da Lise Defteri gibi dandik bir diziyi izleme nedenidir kendisi,sırf çenesine,ah o çenesine bile sayfalarca şiir yazabilir,methiye düzebilirim!Pileli etek bir hatuna ne kadar yakışabilir dendiğinde hep onu düşünürüm,Helena Bonham Carter'a olan hafif benzerliği ise ona olan aşkımı ikiye katlamıştır ve katlamaya da devam edecektir mütemadiyen.Bende ona olan bütün bu sevgimin boşa gitmemesini istediğim için ani bir karar alıp,"Selin Demiratar resmi web sitesi" nden kendisine maille evlenme teklifi yolladım ,kabul ederse hepinizi Hacıosman, Asr-ı Saadet düğün salonuna bekleriz,kına bizim evde yapılacaktır,damat hariç erkek giremez!

Ve ayrıca bir arkadaşımın da dediği gibi dünyanın en güzel kadını diye birşey yoktur,türlü türlü hatunlar vardır ve hepside akıl alma potansiyeline sahiptir.Şimdilik başka bir hatuna aşık oluncaya değin,bir Selin'i bir de barbekü sosunu severim!

8 Aralık 2008 Pazartesi

KURBAN BAYRAMI



by Selçuk Erdem

MARVEL ve DC COMİCS



Geçenler de dikkatimi çektide bu çizgi roman dünyasının iki dev firması arasın da çok ilginç temel bir fark var.Kastettiğim ne politik farklılık,ne öyküsel farklılık ne de çizim kalitesi odaklı bir fark benimkisi kahramanlık seçimleriyle alakalı...

Şimdi bakınız Spiderman,Hulk,Fantastic Four,Daredevil gibi Marvel'ın demirbaş baba karakterleri,kahramanlığa nedense hep tesadüfen adım atmıştır.Bahsettiğim tesadüf Assolist gelmediği zaman onun yerine şarkı söylemek için çıkan ve ünlü olan temizlikçinin yaşadığı tesadüfle aynı değil,bu tesadüfler hep "kaza" bazlı tesadüfler,talihsiz ya da görülmez kaza olarak adlandırabileceğimiz bu kazalar yanlışlıkla hayırlı işlere vesile olmuştur,gücü ve gazı alan kahramanlarımız gene kendileri gibi genellikle yanlışlıkla güç kazanan kötülere veya doğal ve doğal olmayan felaketlere karşı insanoğlunu koruma görevini üstlenmiştir,çok fazla Doktor sıfatlı süper kötü olması ise ilginç bir ayrıntıdır Marvel evrenin de...



Fakat DC Comics'e geldiğimizde ise Marvel'ın aksine DC karakterlerinde hep kendi istekleri doğrultusun da kahramanlığa adım atmıştır.Süperman,Batman,Green Lantern,WonderWoman gibi ünlü DC karakterleri hep bu yolu izlemiştir,kendilerini insalığın iyiliğine adamışlardır hatta bu işi memur zihniyetinde yaptıları bile söylenebilir.Hani Süperman felan evini yuvasını kurabilmiş ve Lois Lane'le dünya evine girmeyi bile başarmıştır teorik olarak ikinci iş olarak gazeceliği yaptığı kahramanlık mesleğinde ama herkes Süperman kadar şanslı değil,mesela Batman'in süper kahraman memuriyeti o kadar yoğundur ki mesai saatleri bile bellidir,akşam başla sabahlara kadar çalış ,hemde playboy iş adamı olabilecek kadar zenginken ama o kahramanlığı seçmiştir bu yüzden bırak evliliği beraber sahilde çay içebileceği bir adam gibi kız arkadaşı bile olmamıştır,bulduğu kızlar ya hırsız,ya serseri ,ya da düzgün olmayan ailelere sahip kızlar olmuştur(Catwoman,Poison İvy,Taila al Ghul)...

Neyse anafikri anlamışsınızdır yoksa ben gene yazdıkca yazıcam ve konuyu uzatıcam.Marvel "tesadüfi",DC "bilinçli" kahramanlara sahiptir ikiside severek okuduğumuz karakterleri yayınlarlar ama siz gene de farklı birşeyler arıyorsanız gördüğünüz yerde düşünmeden Ken Parker alın derim,Avrupalıların bu işi nasıl sanatsal yaptığına,öykülerde ki derinliğe ve çizim kalitesine tanık olunStop

THİERRY DANİEL HENRY



Thierry Henry,en sevdiğim futbolcu.Real Madrid, pek sevmediğim takım.Peki bu ikisi birleşince ne olur,cevabını haftaya öğreneceğiz ama bence gol olur,sevgi olur,turta olur!!!

MADDE BAĞIMLISI-2

#Bir Madde Bağımlısı postuyla daha karşınızdayım,yarı doğaçlama yarı planlı maddelerle kafanızı şişireceğim o yüzden önce bir asprin için ki çok baş ağrısı yapmasın!Peki başlasın mı,başlasın,ışınla bizi Skati...

#Sanırsam tam bir ayıyım bugün adeta malak gibi yattım 7'den 7'ye tam 12 saat uyudum.Şimdi çoğunuz bunun normal bir uyku tipi,uyku zamanları olduğunu düşünebilir, o yüzden hemen uyandıriyim mevzuya, sabah 7'den akşam 7'ye kadar uyudum normalin aksine,dedim ya tam bir ayıyım...

#Uyumak demişken aslın da düşününce uyku çok saçma bir eylem,gün içersinde normal bir şekilde takılıyosun het türlü yaşam belirtisine sahipsin işte yürüyorsun,gülüyorsun,yemek yiyorsun sonra birden bire hadi baba ben kaçar diyip yarı ölü vaziyete geçiyorsun,çok garip bence,bilgisayarı beklemeye almak gibi,insan da kendini beklemeye alıyor,düşünün bi bana hak vereceksiniz ya da vermeyeceksiniz...

#Uyku ile madde yazınca aklıma Rüştü Asyalı'nın canlandırdığı Keloğlan filmlerinin en sevdiğim olanı Keloğlan ve Cankız da, Keloğlan'ın Sultan'ın kızını uyandırmak için söylediği şarkı geldi,bol tarhanalı filmin bu güzel şarkısını sizinle paylaşmak istedim buyrun efendim:

#Bu arada yüklemiş olduğum müzik player bir kaç gündür yoktu,tam yeni bir müzik player arayışına girecekken geri geldi,ben bir şey sormadım o da söylemedi inşallah bir daha gitmez...

#Yakın bir arkadaşım bana "senin düşünsene ile başlayan ve akabinde bir konu hakkın da ki fikirlerini beyan ettiğin her konuşma genellikle saçma oluyor" demişti,tam bu değil ama buna yakın bir şey,kendisine hak veriyorum ve burdan selam yolluyorum...

#Malum terlik markasının Fenerbahçe için üretilmiş terliklerinden almıştım, yarım sene bile olmadan önü yırtıldı,giyilmez hale geldi.Hayır terlikle değişik atraksiyonlara girişmişliğim de yok ama yaptıkları reklamlar yerine azıcık da terliğe özenselermiş ya, gerçi reklemları da hiç iç açıcı değil ya...

#Reklam demişken izlediğim en kötü üç reklamı geriden ileri doğru sayıyorum:Nazo,Ajans Press reklam serisi ve Dew araç vitamini reklamlarının ikisi de,hangi kafalarla yazılmış bu reklamlar anlamak namümkün...

#Harrison Ford'un en efsane karakterini sorduğum anket bitmiştir,katılan herkese teşekkürler,kazanan İndiana Jones olmuştur gerçi ben oyumu Han Solo dan yana kullandım ama herhalde olay şöyle tezahür etmiştir:Han Solo tam lazer tabancasıyla İndiana Jones'u alnının çatısından vuracakken,İndiana ani bir hareketle kamçısını Han'ın bileğine dolayarak onun Ruhlar Çeşmesi'ne düşmesini sağlar ve bu dövüşten galip ayrılır...

#Bakın bunlar da ilk İndiana Jones filmi olan Raiders Of The Last Ark'dan ilginç anektodlar:
*
Tunus'taki çekimler sırasında Harrison Ford, aşırı sıcaktan ve yorgunluktan dizanteriye yakalanmış.
*
Spielberg filmi sadece 73 gün içinde çekmeyi başarmış.
*
Indiana Jones rolü için Lucas, Harrison Ford'u önce oynatmak istememiş, aklında başka isimler, özellikle Tom Selleck varmış ama Selleck o sırada bir tv dizisi olan Magnum'un kontratını bozamayınca, rol yine Harrison Ford'a verilmiş.
*
Film, 1981 yılında gösterime girince, dünya çapında 383 milyon $ hasılat yapmış ve en iyi ödül dahil olmak üzere sekiz dalda Oscar'a aday gösterilmiş. Sonunda dört dalda Oscar kazanmış. (en iyi ses, en iyi görsel efekt, en iyi sanat yönetmeni, en iyi dekorasyon) Ayrıca Saturn Ödülleri dahil olmak üzere başka pekçok ödüller kazanmış.
*
Indiana Jones'un video oyunları, atari oyunları, televizyon dizileri de yapılmış.(kaynak:antartika.blogcu.com)

#6 tamam da 7 fazlaymış,şu an içtiğim 7.fincan sütlü kahveden sonra bunu anladım,siz siz olun yapmayın böyle bir hata sakın, ha birde kahve dediğin illa sütlü olucak,süt dedin mi de insanın aklına Bülent Ersoy'un süt banyosu yaptığı klibimi gelicek, tabi ki hayır...

#Yasaklar delinmek içinmidir?Hayır ama konulan yasakların insanı daha da cezbeden bir yanı olduğu gerçektir,yapılamaması söyleneni yapmanın karşı konulamaz bir tarafı vardır insanı tahrik eder.Adem ve Havva bu yüzden yasak meyveyi yemiştir, bu yüzden çimlere basmayınız ibaresini kaale almayız ve bu yüzden metro da ki sarı çizgiyi geçeriz,bizler zayıf varlıklarız ama bu maddenin ana fikri size koyulan her yasağa kayıtsız şartsız uymanız yönünde değil ,sadece sorgulamaya teşviktir,peki bu nerden aklıma geldi derseniz,yazacağım bir sonra ki maddenin konusunun Yasak Meyve ile ilgili olması böyle bir maddeye itti beni,laf lafı açıyormu ne...

#Yasak meyve nin elma olmasından anlıyoruz ki Cennet, 4 mevsimin de yaşandığı iklimi olan bir mekandır,eğer yasak olan meyve muz olsa tropikal derdik ama elma işte ne yaparsın...

#Yarı doğaçlama,yarı planlı demiştim mesuliyet kabul etmem...

#Acaba Chuck Norris ne yapıyordur şimdi?Amaan ne yapıyorsa yapıyor bana ne...

#Mantık evliliği var da mantık sevgililiği neden yok ki,mesela "sen güzel kızsın, ben güzel erkek,iyi de anlaşıyoruz, gel biz sevgili olalım" felan dense,akabinde karşılıklı anlaşılıp,6 şar vesikalık ve ikametgahlar alındıkdan sonra belediye ye başvurulup sevgilik kaydı yapılsa,bence olur valla...

#"Platonik bahane,Cin tonik şahane" sözünü bulunca ne sevinmiştim be,çocukluk işte...

#Çok fazla maç yorumu yazmıyorum çünkü ya çok fazla maç izliyorum ya hiç izlemiyorum.Mesela geçen hafta bi Fenerbahçe-Beşiktaş maçını izlemiştim ama bu hafta Fenerbahçe-Denizlispor,Bayern Münih-Hoffenhaim,Beşiktaş-Ankaraspor,İnter-Lazio,Barcelona-Valencia,Real Madrid-Sevilla maçlarını izledim.O yüzden bende genellikle Fenerbahçe maçlarını yazmaya çalışıyorum...

#Ha birde maç saatleri geçleştikçe alkol düzeyide arttığı için hepsi hakkın da sağlıklı yorum yapmak çok zor oluyor...

#Fakat Zlatan İbrahimovic in Lazio maçın da verdiği fantastik pas ve benim Pes 2008 ve 2009 da Zlatan'ı kullanmayı becereyip gol atamadığı için kendisine saçma bir şekilde antipati duyan ve o pasın yanlışlıkla atıldığını idda eden bir arkadaşım olması...

#2 haftalık galibiyet serisinden sonra 4 haftadır üst üste yeniliyoruz halı saha maçların da ama yarın bu gidişe bir dur diycem kanımın son damlasına kadar oynıycam,evet...

#Şahan Gökbakar bi keresinde Tarabya da bana adres sormuştu, bu benim onu ilk ve son görüşümdü...

#Ben bayan arkadaşlarımızın yazdığı bloglardan daha çok zevk alıyorum,sanki kendilerini bir erkekten daha iyimi ifade ediyorlar ne ya da bir erkek olduğum için mi yazdıkları yazılar ve konular bu kadar ilginç geliyor bilemiyorum ama çok seviyorum,hep yazın hemi...

#Serseriliğe verilen prim,Özgürlük hakkın da,Hayal kırıklığı yaratan turnuva performanları,En komik diziler top 5,Anime tavsiyeleri,Anne ve Babaya serzeniş,En çirkin modalar,Kız avatarları,videolar,film tanıtımları,öyküler,diyaloglar...Bunlar sonra ki postlar da yazacağım bir kaç başlıktan örnek,bir nevi ön gösterim yani,hem unutmamak hem de sizi heveslendirmek için yazdım,bu nedenle hevesleniniz lütfen...

#Megan Fox ölmemiş,Yozgat'a taşınmış...

#Süper site Alkışlarla Yaşıyorum da ben en çok bu adama gülüyorum,"ah bir zengin olsam" post um da ki kadar zengin olsam bu adamı satın alır ve her konu hakkın da yorum yaptırırdım...

#Bayram da geldi o yüzden hepinizin bayramını kutluyor,büyüklerimin ellerinden,küçüklerimin gözlerinden,ortancalarımın alınlarının sadece bana ait olan sol köşesinden öpüyorum ve bir daha ki Madde Bağımlısı postuna kadar ben Alengir,"ben Recep Bülbülses" hepinize esen kalın diyoruz efendim...(Gel Recep Geleceğe Dönüş'ü izleyelim)(Yuppiii)

#Birde umarım Bayram kazalarının yaşandığı haberler yerine kaçan kurbanlıkların yaşandığı haberler görürüz,böylesi daha komik,böylesi daha tehlikesiz...

6 Aralık 2008 Cumartesi

Yeşil Sahalar da Görmek İstediğimiz Hareketler Bunlar



Benfica-Vitoria Setubal maçı,dakika 90, Benfica 2-1 önde ve...

OHH BE!


En sonun da Kocaelispor maçından sonra ligde ki ilk deplasman galibiyetini aldık...Maçın ilk yarısın da iki takım adına da kayda değer bir oyun yoktu ama son dakikada Denizlispor topu serbest vuruşla içeri doldurdukları pozisyon da neredeyse golü buluyordu ,Volkan iyi bir refleksle golü önledi ve böylelikle Denizlispor un maçtaki tek tehlikeli atağını da savuşturmuş oldu.İkinci yarı Fenerbahçe oyuna oldukça iyi ve baskılı başladı,Emre ve Deivid girmesiyle Denizlispor kalesinde ki baskı iyice arttı.Emre belki de topla ilk buluşmasın da çok güzel bir gol atıp, geçen ki sene Sevilla maçın da Keita nın bize atmış olduğu golden sonraki sevincin aynısını yaptı.Attığımız golden sonra pek pozisyon bulduğumuz söylenemez ama Denizlispor'a da pozisyon vermememiz bu sezon çok fazla hata yapan Fenerbahçe savunması için bir artıydı!Deivid'in 79. dakika da atmış olduğu mükemmel golü süzememek hakemler adına büyük eksiklikdi.Allahtan maç 1-0 bittide olası bir puan kaybın da ortaya atılacak komplo teorilerine maruz kalmadık!

Bu galibiyetle kritik Şampiyonlar Ligi maçı öncesi moral bulduk,artık amaç Sparta Prag'ı "Sparta"da yenmemizin ardından ki ilk deplasman galibiyetini Dinamo Kiev'i "Dinamo"da yenerek almak ve UEFA kupasına kalabilmek.

BİZİM MAHALLE DE...



Bizim mahalle de

-Tufan vardı,gece 2 de camını tıklattığı arkadaşına "Madde mi önce gelir,hareket mi?" diye sorardı...

Bizim mahalle de

-Alper vardı,arkadaşlarıyla soydukları tekel bayisinden sadece sigara çalıp,"Paramız olsa gene sigara alıcaktık ben de sigara çaliyim dedim!" açıklamasını yapardı...

Bizim mahalle de

-Mesut vardı,ara ara camdan çıkar hava durumunu söyleyip içeri girerdi...

Bizim mahalle de

-Nejat vardı,30 yaşında ki haliyle 10 yaşımız da ki halimize zorla maç yaptırırdı,10 yaşımıza bakmadan omuz felan atardı...

Bizim mahalle de

-Ahmet vardı,"Şimdi moda akrabayla çıkmak oolum!" derdi...

Bizim mahalle de

-Kara Murat abi vardı,Spice Girls Türkiye'ye geldiğinde Victoria'yı götürdüğünü idda ederdi...

Bizim mahalle de

-Alişan ve tayfası vardı,mahallemize küfür ettiklerini idda ettikleri çocukları "Sen kimin mahallesine küfür ediyosun lan!!" diyerek dövmüşlerdi,onlar sayesinde mahallemiz de huzurla otururduk...

Bizim mahalle de

-Kenan vardı,halının üzerinde helikopter figürünü yapmaya çalışırken hızını alamayıp boynunun altında kalarak sürtünmeden yanağını morartmıştı...

Bizim mahalle de

-Gene Tufan vardı,"Aydınlık için bir dakika karanlık" eylemlerinin yapıldığı zamanlar,kendisine eylemde yakmalık meşale alması için verilen paralarla Galatasaray'ın maçına gidip,kalan paralarla çatapat,kız kaçıran,fişek gibi bilumum yanıcı maddeyi alıp,eylemde kullanmıştı...

Bizim mahalle de

-Gene Ahmet vardı,taşıdığı bidonu kaldırıp indirerek yürürdü,onu görüp ne yaptığını soranlara "Bi daha ki ay askere gidiyom olum,ona hazırlanıyorum" derdi...

Bizim mahalle de

-Köksal vardı,kendi arkadaş ortamına "Olum bizim muhabbetler hiç kimse de yok,diğerleri gibi kro muhabbeti yapmıyoruz lan" dedikten sonra "Ama Kurtlar Vadisin de ki en delikanlı adam Memati ha" derdi...

Bizim mahalle de

-Selda Baycan var,Murat Kekilli var,Zafer Biryol var...

5 Aralık 2008 Cuma

The Moment I Wake Up...



...Before I Put On Make Up
I Say A Little Pray For You...

YORUM YAZMAK ARTIK ÇOK KOLAY


Nicedir blogumu okuyan kişilerden yorum yazmak konusun da zorlandıklarına dair şikayetler alıyordum,daha önce de belirtmiş olduğum gibi ben bir teknoloji cahiliyim o yüzden ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum!Geçen postlardan birinde sağolsun Sinem(Geowyns) de beni "sarhoş kilidini" kaldırmam konusun da uyarınca ki onun varolduğunu bile o gün öğrendim,işin üstüne gittim ve yoğun çalışmalarımın ardından yorum kısmına herkesin rahatça yorumunu bırakabilmesi için gerekli ayarları yaptım,yani bundan sonra yorum yazmanız bir tık kadar uzağınız da sevgili Nevresim Takımı okuyucuları,yorumlarınızı eksik etmeyin hemi,insan bir kez aldımı bağımılısı oluyor!Hadi bakalım parmaklar çalışsın:)

NOT:Küfür yazmayın,yazarsanız da ana-bacı ve bilimum akraba yok(Gülüşmeler)!!

YEDİN YİNE DOYMADIN MI



Nicole Kidman'la evliydin "Vay Be" dedik,

Nicole den ayrılıp Penelope'e vardın "Mal Bee" dedik,

Penelope'den de ayrılıp Katie Holmes'le evlenince ise "Ahh Beee" dedik!!!

Çünkü Katie bizimdi lan,yıllarca onu Dawson's Creek'de biz büyüttük sen götürdün arkadaş,nasıl olcak bu işler!Ne uyuz adamsın sen be Tom,işşallah başına taş felan düşer,burnunu aslanlar felan yerde Katie bize kalır,çocuğunu da çocuğumuz gibi severiz icabın da!!!

ERGEN,TREN ve ERKEN!



Sanırım bundan 5 yıl önce idi,lise hayatım boyunca takmış olduğum diş tellerimi kontrol ettirmek amacıyla karşıya, Kadıköy de bulunan bir diş üniversitesine ,doktorla olan randevuma gidiyordum.Teller konusunda hiç bir sorunum yoktu ve hatta tel takmayı sevdiğimi bile söyleyebilirim çünkü tel takmak bana kendimi özel hissetiriyordu,koca lise de benden başka diş tellerine sahip olan bir başka şahıs daha yoktu,bir nevi farklılıkdı ergen bünyede nede olsa.

Dişçiye gitmenin çok sevdiğim iki tarafı vardı,birincisi okuldan yırtıyordum,ikincisi Kadıköy'e gittiğimde mabedimiz Şükür Saraçoğlu'nu görüyordum,ardından dişçiyle işimi bitirince Taksim'e film izlemeye gidiyordum...Ne etti üç,düzeltiyorum o zaman ,dişçiye gitmenin çok sevdiğim üç tarafı vardı!Neyse alarmın sabahın köründe ötmesiyle saate lanet ederek uyandım,gerekli sabah ritüellerini yerine getirmemin ardından,tekrar zaman kavramına lanet ederek sabahın köründe yola koyuldum.Neden zamana ve sabaha bu kadar lanet ettiğimin sebebini soracak olur iseniz Anaokulu da dahil nerden baksan hayatının 15 yılını erken kalkarak geçirmiş bir insan olarak,hiç bir zaman erken kalkma kavramına alışamamış hatta mütemadiyen nefret etmişimdir,bu ben çocukken de böyleydi,şimdi de böyle ve sanırım yaşlandığımda da böyle olacak,sevmiyorum işte!

İflah olmaz bir tembel olduğumu öğrendiğinize göre yazıya kaldığım yerden devam ediyorum...Üzerimde uyku mahmurluğunun vermiş olduğu mallıkla hızlıca otobüs durağına koşmaya başladım sabah ayazının kesici soğun da,koşuyordum çünkü erken kalkmış olmama rağmen,uyandığım zamana "beş dakika daha uyuyim lan" şeklinde kendimle kurduğum diyalolar da ki beş dakikalardan yaklaşık altı tanesini eklemek suretiyle kocaman bir 30 dakika elde etmiştim,yani bir diğer deyişle 30 dakika geç kalmıştım!Kalkmak üzere olan otobüsü son anda yakaladım ve otobüs kapasitesinin iki katını oluşturan yolcu güruhuna ben de dahil olmuş oldum.O kadar kalabalıktı ki otobüs, tutunacak yer bile bulmak zordu zaten bu yüzdendir ki otobüs ne zaman sarsılsa kendimi ya hiç tanımadığım bir kadının kolunu öperken ya da gene hiç tanımadığım bir adımın kıçını tutarken buluyordum,zor durumdaydım ama nerden bilebilirdim ileyleyen zamanlar da bu zor durumun,karşılaşacağım kötü durumun yanın da deve de kulak kalacağını!

İneceğim Metro durağına gelmiştik,bir Meksika'dan Amerika sınırına geçmek isteyen mültecilerin,bir de İstanbul trafiğinde sabah işe gitmek isteyen yolcuların karşılaştığı bu klostrofobik ve rahatsız durumdan kurtulup yolculuğumun geri kalan kısmının bir bölümünü ferah ve rahat bir şekilde Metro aracılığı ile devam edeceğim için oldukça mutluydum.Metro girişinden aşşağı doğru ilerledim ve gişeden jetonumu alıp turnikelere yöneldim ki o da nesi,tren yolundan büyük bir kalabalık çıkışa doğru yürüyordu,bunun tek bir anlamı vardı o da yeni gelmiş bir tren yolcularını indirmiş ve yeni yolcuların dolmasının ardından yola çıkacaktı,eğer bu treni kaçırısam saniyeleri bile saydığım yolculuğum da en az 15 dakika daha zaman kaybedecektim ve doktorla olan randevuma bir kez daha geç kalacaktım,bunu göze alamayacağımdan tren kalkmadan yetişmek için dört nala aşşağıya doğru koşmaya başladım...

Benle beraber geç kaldığından dolayı trene yetişmek için koşan bir kaç kişi daha vardı onları saçma bir şekilde kendime yakın hissettim,aynı yolun yolcusuyduk sonuçda ya da olmaya çalışıyorduk,neyse ben hepsini sollayıp hızlıca bir şekilde koşmaya devam ediyordum,geçemediğim bir tek önümde koşan Şişman bir abi vardı,şişman ama hızlıydı,yürüyen merdivenleri bitirmeye yakın trenin kalkacağını bildiren ilk zil çaldı,merdivenleri bitirip köşeyi döndüğümüzde ikinci zilde çaldı ve kapılar kapanmaya başladı.Önümde koşan Şişman abi bir balet kadar zarif hareketiyle kapanan kapının arasından geçmeyi başardı,anlaşılan Şişman ama hızlı olan abi, aynı zaman Şişman ama atikti de.Şişman abinin kapıdan geçmesinden feyz alan bendeniz de aynı zariflikle kapıdan geçebileceğimi düşünmemdendir ki hızımı düşürmenden Şişman abinin arkasından hemen hamlemi yaptım...

Tam kapıdan Şişman abinin ki gibi bir güzellikle geçiyordum ki,kapının kapanmasıyla,kapana yakalanmış bir fare gibi bende trenin kapısına yakalandım!Vucudumun kafa kısmının dahil olduğu yarısı içerde,diğer yarısı ise dışarda bir vaziyette kala kalmıştım,aksi gibi trende hareket etmeye başladı,şimdi bazılarınız sorucak kapının bu gibi durumlar da açılması gerekir,sen kapıya sıkışınca kapı açılmadı mı diye!Açılmadı ne yazıkki açılmadığı gibi tren tam yol da ilerliyordu,ben de tam anlamıyla "Yarım Erkek" vaziyette trenle birlikte hareket ilerliyordum.Tam işlerin bundan daha kötü olamayacağını düşündüğüm halimde olan gene oluyor ve işler daha da kötüleşiyordu...

Halimi görüp ,gülen bir adamın başlattığı sürü psikoloji tüm vagona yayıldı ve herkes adeta götüyle bana gülmeye başladı.Arkası bana dönük güzel kız kafasını neler olduğunu anlamak için çevirip benimle gözgöze geldiğinde o da vagonun geri kalanına katıldı ve gülmeye başlayarak zaten yeterince utanmış olan bünyeme bir darbede o vurdu.Vagon 7'den ,70'e bana gülüyor ve kimse yardım etmiyordu,ben ise yolculuğuma aynı çaresiz şeklimde devam ediyordum mecburen.Tamam düşününce gerçekten komik bir görüntü oluşturuyodum,metro kapısın da sıkışmış,yarısı içerde yarısı dışar da giden,sivilceli ve durumun getirdiği vaziyetten kıpkırmızı olmuş boncuk boncuk terleyen bir ergendim,o pozisyon da başka bir kişi görsem bende gülerdim,sizde gülerdiniz, ama bunlar işin iyice cılkını çıkardılar,her geçen saniye gülme şiddeti daha da artıyordu.Yardım bekleyen gözlerle çevreme bakıyordum,göz göze geldiğim tüm insanlar ,gülen ağızlarının yanın da gülen gözlerinide ekleyip bana bakıyordu!En son Şişman abiye baktım o da gülüyor ve yardım etmiyordu, oysa ki sen bendendin be abi,aynı yolun yolcusuyduk,aynı kapıdan geçmeye çalışmışdık,yaşanmışlıklarımız vardı ama nafile gülüyor,gülüyor ve gülüyordun tamam Şişman ama hızlı,Şişman ama atik olabilirsin, ama aynı zaman da Şişman ama kalpsiz,Şişman ama gaddarmışsın da...

Şişman abinin duyarsızlığından sonra artık yardım isteyen gözlerle bakmaktan vaz geçip kendi işimi kendim halletmeye karar verdim.Kapıyı bir zorladım olmadı,iki zorladım olmadı en sonun da Malkaçoğlu'nun Allahtan güç alıp Bizans hücrelerinin parmaklarını yamultmasından feyz alıp , bende "Allahım bana güç ver" edasıyla kapıyı tüm enerjimle zorlayarak açmayı başardım.Vagounun içinde artık vucudumun %100'üne sahiptim ama kahkahalar da %1'lik bir azalma bile olmamıştı,ben de bulunduğum noktadan en uzak noktaya kadar yürüdüm ve kafamı eğip bir köşede kıpkırmızı bir vaziyette ilk durağa gelmemizi bekledim...

Durağa geldik ve ben vagondan hemen indim o sırada geldiğimiz duraktan vagona binen diğer yolcular,vagonun içindekilerin neye güldüğünü anlamaya çalışıyolardı,toplasan 5 dakikayı ancak bulabilen yolculuğum kahkahaların da etkisiyle bana 5 yıl gibi gelmişti!Metro dan çıkıp dışarda yürümeye başladım ve kendi kendime yemin ettim,bundan sonra hiç bir yere geç kalmayacaktım!Kötü sayılabilecek bir olayın bana verdiği ders sayesinde o günden sonra hiç bir yere veya şeye geç kalmadım herşeyi zamanın da yapan düzenli bir insan oldum,teşekkürler beni sıkıştıran kapı,teşekkürler gülen vagon ve teşekkürler Şişman ama hızlı,Şişman ama atik abi!!!

NOT:Yalan lan hiç bir ders almadım, kendi kendime de öyle bir yemin etmedim, hala her yere ayı gibi geç alıyorum,hala düzensizim, zerre adamlık belirtim yok ehehe,allah belamı versin lan(gülüşmeler)!!!

HAYAT SANA İNSAFSIZ




Son zamanlar da severek dinlediğim(sevmiyerek dinlenmek mi var) grup olan Foma'nın pek harikulade şarkısı.Yanlış anlaşılma olmasın hayat bana insafsız felan değil ya da Serdar Ortaç da bıraktığı etkiyi bende bırakmıyor ama hayatın bize karşı adil olmadığını düşündüğümüz anlarda dinlenesi güzel bir şarkı,cici şarkı,tatlı şarkı...Devam mı,devam...


İNSAFSIZ

Gün başlamış sen odanda
Duvarlar en yakın arkadaşın
Hayat sana insafsız

Herşeyin başı senin sonun olmuş
Yanlış zaman yanlış karar olmuş
Hayat sana insafsız
Hayaaat sanaa insafsız

Yürüsün gelmez
Durusun görünmez
Sevdiğin varsa bile seni sevmez
Yaşarken bilinmez
Geçmiş asla silinmez

TERMİNATOR SALVATİON


Serinin 4. filmi olan Terminator Salvatition , 22 Mayıs 2009 tarihinde vizyonda arz-ı endam edecek.Serinin bu filmi 2018 yılında geçiyor ve Judgement Day sonrası olanlar konu ediliyor.Filmin gidişatına bakılırsa en az 3 filmlik yeni bir Terminator serisi biz sinema severleri bekliyor gibi.Ayrıca bu film,oyunculuktan valiliğe yatay geçiş yapan Arnold Swarzeneger'in yer almaması ve John Connor'ın,Terminator'den daha baskın olması gibi bir çok ilkede imza atıyor.Filmin yönetmen koltuğun da genelde çektiği dizilerden tanıdığımız(The O.C,Supernatural,Chuck) Amerikalı yönetmen McG oturuyor.Oyuncu kadrosun da ise Cristian Bale,Sam Worthington,Helena Bonham Carter pek şukela oyuncular bulunmakta.Merakla bekliyoruz,"Terminator'süz" Terminator filmini,bakalım beklentilerimizi karşılayabilecek mi!!!

4 Aralık 2008 Perşembe

AH BİR ZENGİN OLSAM


Öyle bir zengim olsam ki,hani öyle böyle olmasın,Bill Gates'i geçtim Varyemez Amca bile yanımda halt yesin,hatta sonsuz çarpı kainat kadar param olsun,işte o derece zengin olsam neler yapardım biliyorusunuz?Bilemezseniz tabi,işte bu yüzden bu yazım da hayal sınırlarını zorlayan zenginlik durumun da ne gibi olaylara gireceğimi yazacağım,onunçin hazırlanın,yazıya başlıyorum,malum parasızlık insanı yaratıcılığa itiyor...

-Kendime bir adet baterist ve seyyar bateri takımı alırdım.Böylece ben nereye gitsem yanım da gezecek olan baterist aracığılıyla her yaptığım espriden sonra,yapmış olduğum esprinin vurgusunu arttırmak için talk şovmuşcasına "dı-dıp tıss" şeklinde ki vuruşlarla komikliğime komiklik kattırırdım...

-Gene komiklik için kendime bir grup seyyar sit-com seyircisi alıp,gittiğim her yerde yaptığım esprilerden sonra,sit-com efekti sağlaradım...

-Halı saha maçların da takıma Zlatan İbrahimovic,Messi,Puyol ve Buffon' u monte edip,yenilmez armadayı oluştururdum...

-Paranın açamayacağı kapı yoktur sözüne gönderme yapmak için,"Paranın Açamayacağı Kapı Büstü"nü inşa ettirip paradoksal bir çalışmaya imza atardım...

-Materazzi ile Sabri'yi satın alırdım,öfkelendiğim zamanlar "Bana Mazlum'u getirin" hissiyatın da ikisini de çağırıp bir güzel dövüp,strer atardım...

-Fransa ile İngiltere arasın da önce savaş başlatıp,daha sonra öpüşüp barıştırırdım. Böylece Nobel Barış Ödülüne uzanırdım...

-Sırf keyiflenmek için Doğuş'u satın alırdım,sıkıldığım zamanlar da takla attırırdım...

-Nasa ya sesimi güzel çıkartacak bir mikrofon ve kendiliğinden çalınabilen enstrumanlar yaptırırdım.Böylece dünyanın en iyi bestecilerine yazdırıdığım ve besteletdiğim şarkıları arkadaşlarımla birlikte,en iyi festivallerde Cıvata grubu adına çalıp söyleyebilmek için...

-Dünyanın ilk su altı stadını yaptırırdım,sırf şekil olsun diye...

-Sivas'ı New York'a,New York'u Sivas'a taşıtırdım anlamsızca...

-Chelsea'yi Abramovic'den satın alıp,Araplardan Manchester City'le takas ederdim...

-Traktör Bakışlım adlı, benim yazdığım senaryoyu Hollywood'un usta senaristlerine düzelttirip,Aksiyon ve kahkahanın hiç eksik olmadığı ama aynı zamanda dramatik öğelerin ağır bastığı filmimi,Steven Spillberg 'e çektirip,Türkiye'nin Oscar'ları sayılan Altın Portakal da dahil,tüm portakallara,Oscar'lara ve Altın Palmiyelere ambargo koyup,dünya tarihinin,en başarılı filmini çekerdim,baş rolü Liv Tyler'la paylaşmak kaydıyla...

-Gene çekmiş olduğum filminde,dublorlerin oynaması gereken rolleri bile dünyaca ünlü starlara oynatıp,dünya tarihinin en pahalı filmini çekerdim...

-Sevdiğim tüm yabancı ve Türk gruplara İsmail Y.K coverları yaptırırdım...

-Mars'a gidip beşerlikten çift kale maç yapıp dünya tarihine,Mars'da ilk çift kale maç yapan insanlardan biri olarak geçerdim,hatta ilk golü ben atardım...

-Fakilerin zenginler için dediği "onda para var ama huzur yok" cümlesinde ki, "Huzur"dan satın alırdım bir kaç ton...

-Osman Tamburacı'nın bıyıklarını,bıyık nakliyle Fatih Terim'e taktırırdım...

-Jenna Jamesson'la Zekeriya Bayaz hocamı evlendirip,Zekeriya hocamın pornografik filmler hakkında ki yorumlarını dinlerdim...

-Sezar'ın hakkını Sezar'a değil,Brütüs'e verilmesini sağlardım...

-Yer çekimi kanunun Isaac Newton tarafından değil,Hezarfen Ahmet Çelebi tarafından bulunmasını sağlardım...

-Paramla Batman,Spiderman ve İronman arası bir süper kahraman olup,suçluların amansız düşmanı olurdum...

-Paramla,parasız eğitime olanak sağlardım(al sana bir paradoks daha)...

...Bu kadar mı,bu kadar.Fazla para beni bozuyo anladığım kadarıyla en iyisi fakir kalmak!!!

FRANCK RİBERY


Alman futbolunun dev takımı Bayern Münih'in yönetim kurulu başkanı Karl-Heinz Rumennigge,Bayen Münih takımının resmi dergisine yaptığı açıklamada Ribery'nin 2011 yılına kadar kendileriyle sözleşmesi bulunduğunu hatırlatarak,"Yönetim bu konuda hem fikir. Dünyada hiç bir rakam bizi bir saniye bile düşündürmez. Ribery satılık değil" demiş.Ne de güzel demiş, o yüzden Burhan Çaçan'dan kendisi için gelsin:

Ribery vardı ya,ah o Ribery
Kısacık etekli dar elbiseli...

BUNU BİLİYORMUYDUNUZ?


Klasik müzik dahilerinden biri olan Ludwig van Beethoven'ın öğretmeninin,bir diğer klasik müzik dahisi olan Wolfgang Amadeus Mozart olduğunu biliyormuydunuz?Ben yeni öğrendim,bu yüzden çok şaşırdım ve heyecanlandım.Eğer bilmiyorduysanız,sizde öğrenmiş oldunuz,o yüzden sizde şaşırın ve sizde heyecanlanın!Okey mi okey,devam o zaman...

BRUCE WAYNE'i ÖLDÜRENLER BİZDEN DEĞİLDİR



Gotham'ın yılmaz adalet savunucusu Batman ya da namı diğer Bruce Wayne,psikopat DC Comics yazarları tarafından öldürüldü!Olayı DC yazarlarına yıkmamın sebebi, bunun süper kahraman öldürmek konusun da ki ilk hadiselerinin olmaması!



Daha önce Batman Knightfall serisinde,Batman'in belini kıran DC Comics vurmuş ama öldürememişti!Sancılı geçen rehabilitasyon süreci boyunca Gotham City'i koruma görevi o yatalak haliyle Bruce Wayne tarafından bir diğer kahraman olan Azrael(Jean Paul)'e uygun görülmüş,Batman olma durumu geçiçi olarak ona verilmişti!Daha sonra Batman bomba gibi aleme dönüp, her türlü intikamını aldıktan sonra, adalet sağlama işine kaldığı yerden devam etmişti,yani Batman bu sefer ucuz atlatmıştı durumu...


Evet Batman ucuz atlatmıştı ama DC yazarları bu sefer gözlerine Süperman'i kestirmişlerdi ve Süperman hiç de Batman kadar ucuz sıyrılamayacaktı mevzudan.Süperman'in Doomsday adlı macerasın da,kahramanımız ile ne idüğü ve nerden geldiği belirsiz bir yaratık ölümüne bir dövüşe girerler ve her ikiside hakkın rahmetine ulaşırlar.Böylece Yılmaz Erdoğan'ın Organize İşler adlı filmde Tolga Çevik'e sorduğu soru olan "Süperman ölürmü hiç?!" bir cevap bulmuştur!Evet, ölüyormuş hemde bu sefer intihar etmesine bile gerek yokmuş!Artık Doomsday macerasını okuyup Süperman'in öldüğüne şahit olan ben hariç, dünyanın geriye kalan çocukları ne düşünmüştür veya ne hissetmiştir bilmiyorum ama ben kendim bayağı üzülmüş ve bedbaht düşmüştüm, hem de Süperman benim favori karakterim olmamasına rağmen!!!



Bunu da sineye çektik,napalım öldü işte dedik ama o da ne, DC yazarları eski bir hesabı kapatmak için bugünleri bekliyormuş meğerse.Zaten bir kaç gündür süregelen bir geyikti bu, yani en azından ben bir geyik olmasını umuyordum ama ne yazık ki Jack Nicholson ve Heath Ledger'ın canlandırıdığı Batman'in azılı düşmanı Joker'in bile başaramadığı şeyi,DC yazarları bu sefer başardı ve Batman'in Black Glove adlı ucuz bir suçlu tarafından öldürülmesini uygun gördüler!Peki Bruce Wayne'in öldürülmesinden sonra seri ne şekilde devam edecek diyorsanız,Batman karakterine ya çırağı Robin ya da gene eskiden Robin'lik yapmış bir diğer çırağı Nightwing bürünecekmiş!Bruce Wayne'in yerini doldurabilirler mi?Hiç sanmıyorum,artık ilerde Robin TRT-4 de ölen mesleklerin konu alındığı programlar da Batman'liği anlatır ve kendisinden önce ki ustasının ne iyi bir adam olduğundan bahseder heralde...

Bu yüzden yeter artık DC Comics ve sana bir tavsiye ,kahramanlarımızı öldürmekten vazgeç,zaten bu kalp Şeker Kız Candy'nin manitası Anthony'nin attan düşüp ölmesiyle yeteri kadar kırılmıştır ,onun için bu dakikadan sonra sevdiğimiz bir karakterin daha ölmesinin acısı,yüreğimizde kapanması mümkün olmayan yaralara neden olacaktır.Tez vakitte bu hatandan dön ve kahramanlarımızı bize geri ver!!!

Son olarak sana şunu demek istiyorum:Batman'ler ölmez Gotham City bölünmez!!!

3 Aralık 2008 Çarşamba

CAZCILAR




by Behnan Shabbir

NOTHİNG HİLL ÜZERİNE YAPILMIŞ BİR BEYİN FIRTINASI


Bir isim seçmem gerekirse "Sıkıcı" yaftasını yapıştıracağım Salı günü,TNT'ye göre ise "Romantik" Salı olarak adlandırılmış ve bu Romantik olduğu iddia edilen Salı gününde TNT, Nothing Hill adlı Romantik-Komediyi vermeyi uygun görmüş.Nothing Hill nasıl bir film derseniz,içinde Romantik-Komedilerin değişilmez oyuncusu Hugh Grant ve gözüme bazen güzel,bazen çirkin gelen ama gülümsemesini her zaman beğendiğim kızıl saçlı hanım aktörümüz Julia Roberts'ın geçtiği 99 yapımı romantizm ve komedinin ustaca harmanlandığı hoş bir yapım(hep böyle bir cümle yazmak istemiştim,en sonun da yazdım,yazarım).Bunun film hakkın da yazılmış bir yorum yazısı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz,benim amacım bu yazıda filmin konusu üzerine kendisini Memet Ali Erbil'in canlandırdığı beynim tarafından yaratılmış bir uyarlama senaryoyu dillendirmek o yüzden yazıyı bırakmak isteyenler şimdi bıraksın kalan sağlar benimdir ne de olsa!!(Gülüşmeler)

Filmin konusunu kısaca özetlemem gerekirse: Anna Scott(Julia Roberts) adlı dünyaca ünlü Amerikalı aktör,İngiltere de yeni filminin çekimleri için bulunmaktadır,William Tracher(Hugh Grant) ise sadece seyahat kitapları satan küçük bir kitapçının yakışıklı sahibidir.Anna Scott'ın yol-yemek-sığorta ve hafta da bir gün izin yapmasını kapsayan işinde,izin gününü bir seyahat kitabı okuyarak değerlendirmek istemesi sonucu yolu bizim yakışıklı William ın dükkanına düşer.Sonra ne mi olur,kafalarına romantik girer,karşılıklı elektrik alışverişi olur ve olaylar gelişir,aşk olur,sevgi olur,şiir olur...Daha önce de dediğim gibi benim amacım filmin ana fikrinden yola çıkarak üretmiş olduğum saçma sapan senaryoyu sizinle paylaşmaktır!

Şimdi bu senaryoya gelecek olursak,diyelim ki dünyaca ünlü bir film yıldızı mesela son dönemin başarılı hatunlarından birisi olan Scarlett Johansson olsun.Scarlet, film çekmek için güzel ve yanlız ülkemiz olan Türkiye'ye gelsin.Scarlett film çekimleri sonrası kendisine ve her gelen yabancıya yapılan klişe menü olan Raki-Balik,Boğaz üçlemesinden sıkılıp Otantik Türk yemeklerinden tatmak için tedbili kıyafet bir vaziyette küçük bir esnaf lokantasına teşrif etsin.Pilav üstü kuru ve az tas kebabını , mis gibi ayranla mideye indirip,yemekten sonra ağzında kürdanla çok beğendiği bu yemekler için teşekkür etmek maksadıyla lokantanın sahibi Caşua Usta(böyle daha cool olur) ile muhabbete başlasın,Çaşua Usta'ya kimliğini açıklamasından sonra aralarında garip bir çekim oluşsun.Şimdi buraya kadar herşey normal(normale bak),peki sonra ne olur sizce?Scarlett ve Çaşua Usta dillere destan bir aşk macerasının ilk adımlarını mı atmışlardır,onların kafasına da romantik mi girecektir yani kısacası aşk mı olacaktır?Cevap kocaman bir hayır,çünkü Caşua Usta yapacağı tek bir hareketle bu güzel ilişkiyi başlangıç aşamasın da bitirecektir.O haraket ne mi sevgili okur,Scarlett'in kimliğini açıklamasından sonra Caşua Usta küçük komisi Stıvırt'a(bu da coolluk için) tezgahtan fotograf makinesini getirip Scarlett le şöyle güzel bir fotograflarını çekmesini isteyecektir,hadi bu da bişey değil fotograf sonuçta ama Caşua Usta'nın çekilen fotografı çerçeveletip duvar da bulunan "Salonumuza Gelen Ünlüler" yazısının altına ki Ayhan Aşan'la çekilmiş resmin yanına asınca belki de ülkemizin tanıtımına büyük katkısı olabilcek bir ilişki "telefonu kapaaat","hayır sen kapaaat","hayır sen","hayır lan sen" sevimliliğinde ki cilveleşme aşamasına bile gelemeden bitecektir !Olası bir, magazin gündemini günlerce meşgul edecek Caşua Usta ve Justin Timberlake kapışması bile olamayacaktır ne yazık ki!!!

Biz bu kafayla Avropa Birliğine zor gireriz be sevgili okuyucular ama sorarım size hangimiz bir Caşua Usta değiliz ki,hangimiz ünlü bir sima gördüğümüzde kameralı telefonumuzla resmini çekmeye çalışmadık,hangimiz gördüğümüz ünlünün boyunun aslında ekranda gözüktüğü kadar uzun olmadığı gerçeğini arkadaşlarımızla paylaşmak istemedik ha hangimiz,işte bu yüzden Caşua Usta'yı küçük görüp ona kin beslemeyin sevgili okuyucular,varsın magazin gündemi batsın,varsın Scarlett bir daha gelmesin ülkemize ama Caşua Usta ve Caşua Usta'lar hep aynı kalsın,çünkü o el değmemiş bir saflık,çünkü o hayatın güzel kalan tarafı!Hep aynı kal Caşua Usta,seni daima sevecek olan küçük Caşuacığım ben,belki sen değil ama uzun saçlı, küpeli yansımanım ben!Kendine iyi davran ve yüreğine sağlık Caşua Usta!!!

2 Aralık 2008 Salı

UEFA CUP FINAL 2009 İSTANBUL



HOP HOP ALTIN TOP


Ünlü Fransız futbol dergisi France Football 'un her sene verdiği Avrupa da yılın futbolcusu ödülü bu sene Cristiano Ronaldo'ya gitti beklendiği gibi.Zaten son iki senedir Manchester United da yaptıklarıyla fazlasıyla hak ediyordu Portekizli.Ronaldo nun kariyeri bana şaşırtıcı bir şekilde Ronaldinho'nun Barcelona kariyerini anımsatıyor,iki sene üst üste lig şampiyonluğu,ikinci sene de gelen Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve ardından gelen Milli takımlar düzeyinde ki hayal kırıklığı!Umarım Ronaldo da, Ronaldinho'nun Dünya Kupası'ndan sonra ki sezonun da olduğu gibi kötü bir performans gösterip,kendini bir yıl bizden mahkum bırakmaz!


Ayrıca Ronaldo bu ödülü Eusebio ve Figo dan sonra kazanan 3. Portekizli,bu da 52 yıllık ödül tarihi boyunca, ödülü kazanan futbolcuların listesi:

1956 - MATTHEWS,1957 - DI STEFANO,1958 - KOPA,1959 - DI STEFANO,1960 - SUAREZ,1961 - SIVORI,1962 - MASOPUST,1963 - YACHINE,1964 - LAW,1965 - EUSEBIO,1966 - B.CHARLTON,
1967 - ALBERT,1968 - BEST,1969 - RIVERA,1970 - G. MÜLLER,1971 - CRUYFF,1972 - BECKENBAUER,1973 - CRUYFF,1974 - CRUYFF,1975 - BLOKHINE,1976 - BECKENBAUER,1977 - SIMONSEN,1978 - KEEGAN,1979 - KEEGAN,1980 - RUMMENIGGE,1981 - RUMMENIGGE,1982 - P. ROSSI,1983 - PLATINI,1984 - PLATINI,1985 - PLATINI,1986 - BELANOV,1987 - GULLIT,
1988 - VAN BASTEN,1989 - VAN BASTEN,1990 - MATTHÄUS,1991 - PAPIN,1992 - VAN BASTEN,1993-R. BAGGIO,1994 - STOITCHKOV,1995 - WEAH,1996 - SAMMER,1997 - RONALDO,1998 - ZIDANE,1999 - RIVALDO,2000 - FIGO,2001 - OWEN,2002 - RONALDO,2003 - NEDVED,2004 - CHEVTCHENKO,2005 - RONALDINHO,2006 - CANNAVARO,2007 - KAKÁ

SOLİTUDE


by Lasse Damgaard

ÖLÜ YAVRU FARE ŞARABI


Tabi ki gene Çinli arkadaşların işi,şarabı içerken arada ölü yavru fareleri de yiyorlarmış,ne güzel.Aslın da yemek hususun da Çinlilerin iğrençlik sınırları zorlamasını anlıyorum,sonuçta 1 milyar adama ne dayanır ki,ne bulsalar yemeleri lazım ama bu herifler de her defasın da yenmesi en saçma şeyi yiyip içiyorlar.Maymun,köpek,ayı,tarantula,çekirge,bebek,canlı ahtapot...v.b, hiçbirini affetmiyorlar,nefes alsın yeter!Küçükken mahallede maç yaparken annemize salçalı ekmek yaptırıp,maç esnasın da yerdik acaba küçük Çinli çocukların anneleriyle şu şekilde muhabbetleri oluyormudur "Anne bana ekmek arası ayı yapsana,yanına da örümcek suyu ver biraz!!" ya da Çinliler de bizim yediklerimizi beğenmeyip "olum herifler kuzu eti yiyormuş lan iğrenç" felan diyorlarmıdır?Pek sanmıyorum ,onlar için iğrenç bir şey yoktur heralde,neyse bu konuyu fazla uzatmadan son bir kez daha Çinlilera sitem edip yazıyı bitirelim,iğrençsiniz be olum!!!

BRAD PITT vs GEORGE CLOONEY


Yakışıklılık konusunun geçtiği her yerde karşılaştırılır bu iki başarılı aktör.Oyunculuk konusun da Al Paçino ve Robert De Niro,futbolculuk konusun da Maradona ve Pele 'nin karşılaştırılıdığı gibi.Brad Pitt oynadığı bir çok süper rolle zaten çok sevdiğimiz bir abimiz olmasının yanı sıra,kendisine röportaj esnasın da aptalca sorular soran Deniz Akkaya'ya posta koyması sebebiyle sevgimiz iki kat artmıştır.George Clooney ise oynadığı roller ve çektiği güzel filmler dışın da Abdullah Rose'a benzememesiyle yeterince,sevilme nedenidir.Bence ikisinin de oyunculukları karşılaştırılmayacak kadar muhteşem ama konu şekilse Brad Pitt der susarım!

1 Aralık 2008 Pazartesi

BATSIN BU DÜNYA





Venedik Batmasın
Analar Ağlamasın
Ne Polis Semte Girsin,Ne Mevzular Yaşansın...

KÖRPE


by Kerem Beyit

DERBİDE BİR YORUM



Spiker trübünde ki kareografiden bahsederek "Trübünlerde çok güzel görüntüler var" der ve bu konu hakkında Sanlı Sarıalioğlu'ndan bu güzel yorum gelir:"Çok güzel görüntüler gerçekten de,belli ki daha önce çalışılmış."...


Hayır, Sanlı abi tamamen spontane gelişti olaylar,taraftarlar allahtan el-işi dersinden çıkıp gelmişti maça

İNSAN DEĞİLSİN!!!



"Bursaspor maçını izlemek üzere geldikleri Bursa’da mola verdikleri İnegöl ilçesinde yoldan geçen araçları taşlayan Antalyasporlu taraftarlar, bir aracın içinde bulunan otistik kızı gözünden ağır yaraladı. Ameliyata alınan 9 yaşındaki Ebru Kesme adlı kızın, taşın isabet ettiği sol gözünde yüzde 90 görme kaybının yaşandığı ve kör olma ihtimalinin bulunduğu belirtildi."

Senin iki saniyelik tanımlamak da çaresiz kaldığım anlamsız hareketin yüzünden, zaten hayatın pek adil davranmadığı küçük bir kıza ikinci darbeyi de vurmuş oldun tebrikler.Sen ne futbol seyircisi,ne maganda ne de insan olabilirsin,sen nesin biliyormusun işte busun_____________________________________,kocaman bir hiç ne eksik ne fazla.Sana nasıl bir ceza verilir bilmiyorum ama eminim ki yeterli olmayacaktır,tek gerçek ceza bir şekilde o anne babanın kızlarının gözüne ne idüğü belirsiz bir hiç tarafından atılan taşın isabet ettiğinde hissettiği duyguların aynısını hissetmen olacaktır!!!Gerzekçe yaşamaya devam et,yaşa sadece yaşa...

30 Kasım 2008 Pazar

I LOVE YOU ÇELİK



"Aşk özel bir hal, bir frekans, bir dalga boyu…

İçi titreyen herkes bunu çok iyi bilir..

Nasıl ayrı frekanslarda yayın yapan bir çok radyo varsa, birçok haller geçiren, her biri, birbirinden ayrı frekanslarda yaşayan insanlar da var…

Ben aşk frekansında yaşıyorum, bu hali aşıklar, sevenler anlar…"



Bir önce ki postta Çelik yazınca aklıma geldi,resmi sitesine girip baktım ne var ne yok diye,sitenin girişin de bu süpersonik yazı karşıladı beni.Ne güzel adamsın sen be Çelik!!!

KİŞİSEL KRONOLOJİ



-Lise de platonik takıldığım hatuna Ferdi Tayfur'un Durun Ayaklarım kasetini almamın üzerinden 5 sene...
-Metronun kapısına sıkışarak,yolculuğumun bir kısmını vucudumun yarısı dışar da bir şekilde yapmamın üzerinden 4 sene(bu da başka bir postun konusu)...
-Sinemaya gittiğim ilk film olan,Jurassic Park 'ı izlememin üzerinden 15 sene...
-Taksim'de iki eleman tarafından gaspa uğrayıp,cep telefonumu çaldırmamın üzerinden 2 sene...
-İlk sarhoşluğumu yaşamamın üzerinden 7 sene...
-Aynı hafta hem öykü, hem de şiir kategorosin de İstanbul 1. olup ödül olarak yüzüne bile bakmadığım Öss'ye hazırlık kitabı almamın üzerinden 5 sene...
-Arkadaşım Gökhan'la beraber Türkiye'nin ilk Paleontologları olup dinazor fosillerini araştırmaya karar vermemizin üzerinden 12 sene...
-Taksim'de bir barda arkadaşlarla Punk müzik grubu Cıvata'yı kurmamızın üzerinden 3 sene...
-Taksim'de bir barda arkadaşlarla kurmuş olduğumuz Punk müzik grubu Cıvata'nın,hiç birimizin bir enstruman çalmayı bilmemesinden dolayı ertesi gün dağılmasının üzerinden 3 sene...
-İlkokul da ki bilgi yarışmasın da öğretmenin tuvalete gitmeme izin vermemesi dolayısıyla çaktırmandan altıma işememin üzerinden 14 sene...
-Bir lokantada yediğim döner yüzünden vucudumun allerjik reaksiyon göstermesi,annemle gittiğim acil servisi de ki melek yüzlü hemşirenin "pantolonunu sıyır" dedikten sonra iğneyi nazikçe popoma zerk etmesinin üstünden 5 sene...
-Çılgın Bediş'in bir sahnesinde arka planda kameraya bakan ilkokul üniformalı çocuk olarak beyaz akran da görünmemin üzerinden 11 sene...
-Lise de gider yaptığım kızın "seni abime dövdürücem" demesini iplemeyip ,daha sonra kızın abisinin Reşitpaşa'nın kadrolu psikopatlarından biri olduğunu öğrenip bir ay boyunca yiyeceğim dillere destan dayağı düşünüp yusuflamamın üzerinden 6 sene...
-Maçta kırılan kolumun doktorlar tarafından Fatih Ürek'in "Yılan Dansı" pozisyonun da alçılanmasının üzerinden 7 sene...
-Bir arkadaşımın arkadaşının,İsviçre'de kendisiyle birlikte olmak isteyen bayanı reddetmesi üzerine,bayanın kocasını tarafından azarlandığını arkadaşıma anlatmasının,arkadaşımın da bunu bana anlatmasının üzerinden 4 sene...
-İlk aldığım kaset olan Çelik'in "Hercai" albümünü walkmenimde defalarca dinlememin üzerinden 10 sene...

...GEÇMİŞ

TTNET vs NEVRESİM TAKIMI


Her an TTNET in genel arızası gene bana vurabilirmiş,şimdiden bildiriyim dedim,bir sorun yoksa yarın burdayım siz sevgili Nevresim Takımı okuyucalırıyla.Son olarak Günün Sözünü aktarıyım:Bana dokunmayan TTNET bin yaşasın!!!

OLDBOY


Bir filmi,bir kez izlersin "Vay be" dersin...
Bir filmi,ikinci kez izlersin,sonunu bilmene rağmen gene"Vay be" dersin...
Ama o "bir filmi", üçüncü kez izleyip gene,yine,yeniden,"Vay be"diyorsan...
O film mükemmelden de ötedir!!!

İSMAİL Y.K


Arayı kapatacağım dedim ama bugün "zafer sarhoşu"luğundan ziyade diğer sarhoşluğu da tam anlamıyla yaşadığım için,pek mantıklı şeyler yazmam pek mümkün gözükmüyor,o nedendir ki benim için önemli olan bir konunun üzerinden üstün körü bir şekilde geçip bu mevzuyu bitirmektir amacım,şimdi başlıyorum maceramıza...
Ben İsmail Y.K 'yı seviyorum arkadaş,hem de öyle gırgırına felan değil bildiğin seviyorum ,her insanın bir fetish'i vardır benim fetishim de İsmail Y.K...Normal de Cuma günleri evde kalmaktan nefret ederim ama dün gece evde kalıp Beyaz şov da İsmail'imi izlediğim için son derece mutluyum.Her şarkısını ezbere biliyorum,valla be şaka felan değil hatta bir ara telefon melodim "Allah Belanı Versin"idi o derece yani...
Seviyorum yani anlayacağınız olayı abartmadan, onun sanatına son derece saygı duyarak.Bence pop müziğin prensisin İsmail,çizgini asla bozma hemi,Sivas'lı gurbetçim benim!!!

BEŞİKTAŞ'I YENMEMİZİN İKİ NEDENİ!


Gerçekten saçma sapan bir maç oldu,zaten herhangi bir futbol olmayan maçta,Cisse oyundan da atılınca iş iyice "ortada sıçan"a döndü.Bu maç ya da diğer ismiyle "derbi" olarak tanımlanan karşılaşma, gerçekten büyük zaman kaybıydı,iki takım da herhangi bir galibiyeti hak etmedi ama bana sorarsanız bu maçta Beşiktaş'ı yenmemizin iki nedeni var.Birincisi Sergen'in futbolu bırakması,ikincisi Tümer'in bizim futbolcumuz olması,kim nederse desin saçma ya da mantıklı benim tezim bu!!!

29 Kasım 2008 Cumartesi

FENERBAHÇE-BEŞİKTAŞ


Daha önce belirttiğim TTNET kaynaklı sorunun devam etmesi yüzünden son iki gündür yazıları girmekte sorun yaşıyordum,artık akşam maçtan sonra arayı kapatmaya çalışıcaz,şimdilik futbola odaklanalım...